christian rosenkreuz

christian rosenkreuz

@christian rosenkreuz yazar
405
entry
5
takipçi
7
takip edilen
822
beğeni
291
favori
13,019
puan
Efsane Yazar
çevrimdışı
02 kasım 2018'dan beri üye
köpek gibi büyütülmüş çocuk
türkiye'deki çocukların çoğudur.

daha geçen gün annem bir köpek videosunu izleyip "çok uğraştım seni şu köpek kadar eğitemedim" dedi mesela.

bu sebeple japon aile sistemini çok seviyorum. çocukları travesti bile olsa "böyle mutluysa yapsın" diyor geçiyorlar.

not: homofobik değilim. sadece türkiye'ye göre uç olabilecek bir örnek vermek istedim.
hwv 369
haendel'in blokflüt sonatlarından birisi. fa majör tonundadır.

YouTube video
seçim bölgesi
vikipedi'ye göre "Seçim bölgesi, milletvekillerini bir yasama organına seçmek için seçim yapılan bir bölgedir. Genellikle, sadece bölgede ikamet eden seçmenlerin oradaki bir seçimde oy kullanmasına izin verilir. Tek bir bölgeden, tek bir milletvekili veya birden fazla milletvekili seçilebilir. " şeklinde tanımlanan bölge.

sanırım türkiye'de kimse oturduğu yerin hangi seçim bölgesine ait olduğunu bilmiyor.

zaten türkiye'de "katılımcı demokrasi" her seçim sandığa gidip sadece sempati duyulan partiye oy verilmesi olarak görülüyor çoğu zaman.

insan filmlerde "ama vekilim bunu yapmanız seçim bölgenizdeki oylarınızı düşürmez mi?" şeklinde replikler duyunca özeniyor.
budizm
japonya'daki versiyonu dünyanın geri kalanındakinden epey farklı olan din.

örneğin budizm'de ölülerin ruhlarının dünya'da kalması çok sıkıntılı bir durumdur. bir ruh dünya'yı terk edemiyorsa başkalarına zarar vermeye başlar.

ama japon kültürüne göre ölülerin ruhlarının dünya üzerinde kalması dünya'ya fayda sağlar ve bu ruhlar zaman zaman insanlara yardımcı olurlar.

haliyle japonya'daki budizm anlayışına göre ölülerin ruhlarının dünyada kalması çok sıkıntılı bir durum değildir.
geceye bir şarkı bırak
YouTube video
yanlış ikilem
sanki sınırsız seçeneğimiz yokmuş ve iki seçenekten birini seçmemiz gerekiyormuş gibi davranıldığında ortaya çıkan safsata türü.

mesela akp'ye karşıysanız kesin chp'lisinizdir. sağcı değilseniz kesin solcusunuzdur, solcu değilseniz kesin faşistsinizdir...

"ya sev ya terk et"e kadar gider bu.

siyasette çok fazla kullanılır.
felsefe
"kişisel gelişim kitapları" yerine okunması gereken kitapların türüdür.

ülkemizde insanlar kgk yerine bunu okusalar şu an çok daha farklı bir ülkeydik.
Sözlük yazarlarının kendi eserleri
daha tamamlamadım ama

YouTube video
vajina monologları
kadınların adet dönemlerinde "hastayım" dedikleri bir ülkeye çok olan oyundur.

adet gördüğünü bile söyleyemiyor kadınlar; üstelik bunların içinde mühendis, doktor falan olanlar da var. yani lisede biyoloji dersi görmüş insanlar...

ne desem boş...
sscb
ilginç bir şekilde ortodoks veya katolik hristiyanlara dokunmayıp, protestan hristiyanlarla çok uğraşmış olan devlet.

amerika'nın yaptığı "sovyetlerde dine inanmak yasak" propagandası buradan geliyor sanırım.

adamlar manastırlara bile dokunmamışlar.

işin ilginç yanı ise "sovyetler müslümanlara zulmediyor!!!" geyiği tam bir yalanmış. adamlar cami ve islamı öğreten okullar haricinde islami aktiviteyi yasaklamış. sanırım bu "zulüm" meselesi de buradan geliyor olsa gerek.

örneğin müslümanlara ayrılan bütçe, ortodoks hristiyanlara ayrılan bütçeden daha fazlaymış. belki bunda orta asya nüfusu etkilidir ama araştırdığım kaynaklara göre sscb'de en çok çekenler protestanlar olmuş.

not: sanırım bunun sebebi protestan kiliselerde "kült" oluşturmanın daha kolay olması. bir protestan olarak benim de en çok rahatsız olduğum konu bu.
kaliforniya
bağımsız olduğu takdirde dünyadaki beşinci büyük devlet olabilecek eyalet.
ingiltere'den daha güçlü bir konumdadır, eyalet haliyle bile.

ayrıca abd'ye kendi isteğiyle katılmamış, abd ile yaptığı savaşı kaybettiği için katılmak zorunda kalmıştır.
mitsubishi
resmi adı mitsubishi group olan ve 1870 yılında kurulan şirketler grubu.

meiji dönemi'nde japonya'nın sanayileşme atılımı sırasında kurulmuştur.

kurucusu iwasaki yatarou tosa klanı'na mensuptur. samurai sınıfının ortadan kaldırılması üzerine haczedilen tosa klanı'nın mallarını satın almış ve ticarete atılmıştır.

şirketin amblemi aslında yamauchi ailesi'nin armasıdır. yamauchi ailesi de tosa klanı'nın başıdır. haliyle iwasaki bey hem "artık tosa klanı benim" mesajı vermiş hem de eski samurailık günlerinin hatırasını böyle yaşatmıştır.

ii. dünya savaşı'nda abd'nin japonya'ya el koyması üzerine (evet, japonya'nın bir abd eyaleti olmasına ramak kalmıştı) şirket 1947 yılında dağıtılmıştır.

ama tıpkı türkler gibi pratik zeka deyince ilk akla gelen japonlar bunun da çözümünü bulmuş ve mitsubishi şirketleri ayrı ayrı işler yapsa da gayrıresmi olarak hala mitsubishi grup olarak çalışmaktaytı. örneğin cuma günleri eski mitsubishi şirketlerinin patronları "eski günleri yad ediyoruz" bahanesiyle toplanmakta ve şirket toplantıları gerçekleştirmekteydi. bu durum 1993 yılına kadar devam etmiştir.

daha sonra abd'nin japonya üzerindeki etkisi iyice zayıflamaya başlayınca mitsubishi grup şirketleri tekrar bir araya gelmiştir.

yalnız ben adamların birbirine olan sadakatine hayran kaldım. türkiye'de böyle bir olay gerçekleşse eski şirketten kopan şirketler "biz artık başkayız" deyip selamı sabahı keserlerdi. adamlar 50 yıl boyunca gizliden gizliye ortaklık yürütmüş. helal olsun adamlara...
pentatonik gam
genel dizinin bir oktavı içindeki beş ara sesin oluşturduğu dizidir.

piyanodaki siyah tuşlar çalındığında pentatonik gam elde edilir.

ayrıca doğu asya müziklerinde bol bol kullanılır.

chopin bir etüdünde çok güzel kullanmıştır bunu:

YouTube video
diyatonik dizi
sadece ana sesleri içeren, arızalı sesleri içermeyen dizi.

do majör ve la minör dizileri diyatonik bir dizidir.
genel dizi
bir müzik kültüründe bulunan tüm notaları içeren müzik dizisine verilen isim. almanca ismi materialleiter.

piyanonun tüm notalarını kromatik bir biçimde porteye yazdığınızda bunu elde ediyorsunuz.

türk müziği makamsal olduğu için genel bir dizi çıkartılamıyor sanırım.
caz
abd'nin klasik müziği.

19. yüzyıl sonlarında new orleans'da ortaya çıkmıştır.

1920'den itibaren aşırı popüler olmaya başlamıştır ki ikinci dünya savaşı'na kadar abd'de müzik deyince insanların aklına çoğunlukla caz gelmekteydi.

nazi almanyası bu müziği "yoz müzik" olarak yaftalamış ve yasaklamıştır. nazilere göre bu müzik insanları yoldan çıkartıyor ve kültürlerini unutturuyordu. haliyle almanya'da caz dinlemeniz çok riskli bir işti.

aslında blues ile yapısal olarak çok benzerler birbirine. sebebi ise iki müziğin de afrika çıkışlı olması ve iki müziğin de siyahların kiliselerinden çıkması. haliyle siyahların kiliselerinde çok yaygın olan papaz ve cemaat arasında soru-cevap sohbeti müziğin yapısına da yansımıştır.

şu video olayı biraz anlamanıza yardım eder sanırım:

YouTube video


cazın birçok türü vardır ve sürekli yeni türler de ortaya çıkmaktadır.
ajdar anık
kendi şarkılarını cidden beğenip beğenmediğini merak ettiğim şahıs.

mesela ben de paylaşmayı seviyorum müzikle yaptığım işleri ama çok da beğenmiyorum.

ama bu adam cidden beğeniyor gibi sesini falan.
güven sözlük yazarlarının hikayeleri
uyandım işte, yine karlı bir günün sabahında. harcadığım tüm sabahlar gibi bu da büyük ihtimalle boşa harcanacak.

ah, paris'in fareli ve dışkı kokan sokakları yine penceremin önünde... her zaman değiştirmek istediğim ama değiştiremediğim bir manzara... yıllardır aynı manzaraya uyanıyorum.

her sabah uyandığımda düşündüğüm gibi yine bunları düşündüm. ama bu sabahı farklı kılan başka bir detay vardı. kapım çalınıyordu. kapıyı çalan kişinin uyguladığı kuvveti dikkate alırsak erkek olmadığı kesindi. bu saatte hangi kadın kapımı çalardı ki?

"geliyorum!" diye bağırıp yataktan çıktım.üniformamı giydim ve kılıcımı kuşandım. ilk defa kapımı çalan bir hanımefendinin karşısına kötü çıkmamalıydım.

her türlü ihtimale karşı, kapıyı hafifçe aralayıp baktım. üst katımda oturan mademoiselle maëlys'ti gelen.

"bonjour mademoiselle! size nasıl yardımcı olabilirim?" dedim kısık bir sesle. uyanır uyanmaz konuştuğum ilk kişi o olduğu için de sesim haliyle hırılıtılı çıkıyordu.

"bonjour monsieur, sabah erken saatte geldiğim için özür dilerim. ama sizin yardımınıza ihtiyacım var. bugün marie-antoinette'e çeşitli kumaş örnekleri götürmem gerekiyor. acaba sizinle birlikte versailles'a gitmemde bir sakınca var mı?"

ah, en sonunda güzel ev sahibem mademoiselle maëlys ile ufak da olsa geçirebileceğim bir zaman dilimi...

"evet, tabii ki... ama izin verin de bugün için hazırlanayım. henüz yeni uyandım ve kahvaltı da yapmadım."

"anlıyorum. o halde sizi dairemde bekliyor olacağım" dedi ve merdivenlerden yukarı çıktı.

ah, maëlys... sanki başından fışkırıyormuş gibi duran dolgun sarı saçlarıyla, mavi gözleriyle, kırmızı yanaklarıyla her erkeğin rüyası... ama iş hayatnının getirdiği sertliği de taşıyan bir kadın. ailesi öldükten sonra paris'in en iyi moda evi kendisine miras kaldı. o da iflas etmemek için elinden geleni yapıyor. mal varlığı benim gibi bir subayın mal varlığı ile ölçülemeyecek kadar fazla olduğu için her zaman kendisine yakınlaşmakta tereddüt etsem de o bana hep yakın davrandı. ama belki de kiracısı olduğum içindir bu.

kahvaltımı yapıp düzgünce üniformamı giyip, silahlarımı kuşandıktan sonra mademoiselle maëlys'in kapısını çaldım. çoktan hazırlanmış olmalı ki hemen kapıyı açtı.

göz alıcıydı... normalde de göz alıcı olsa da saray kıyafetleri onu daha da göz alıcı hale getiriyordu. neticede kendisinin işi modaydı ve kendisini nasıl göz alıcı hale getireceğini de iyi biliyordu.

"bir gün kraliçe kıskançlıktan mademoiselle'i öldürecek" dedim. ama fark etmeden sesli bir biçimde söylemiştim.

"o zaman beni korumak da size düşer generalim" deyip koluma girdi. neşeliydi ama neşesi benden mi yoksa kazanacağı paradan dolayı mıydı bilmiyorum...

"bana fazla güvenmeyin. neticede hala bir köşküm bile yok" dedim.

bana bakıp güldü. arabacıların olduğu yere yürürken sürekli bana bakıyor gibiydi. ben de ilk defa kendisiyle birlikte yürümenin heyecanından ötürü sadece karşıma bakıyordum. kılıcımın kabzasını o kadar sıkıyordum ki eldivenlerimi yırtmaktan korktum.

boş bir araba bulunca versailles'a doğru yola çıktık.

"monsieur, versailles'da görev yapmak nasıl?" diye sordu bana.

"ah, tahmin edemezsiniz mademoiselle... herkes beni kıskansa da savaşa gitmeyi daha çok tercih ederdim. sadece kumaşlar ve giysiler için gitseniz bile ne kadar gerilimli bir yer olduğunun farkına varmışsınızdır."

güldü.

"öyle... ama ben en çok krala üzülüyorum. zavallı kral, adeta hapis hayatı yaşıyor gibi görünüyor. arada bir marie-antoinette'in yanına uğruyor ben onunlayken. ama o zamanlarda bile versailles'da çok sıkıldığı belli oluyor. sahi, siz çok görüyor musunuz kralı?"

"malesef, kendisi devlet işleri haricinde genelde demir atölyesine kapatıyor kendisini. çok fazla karşılaşmak pek mümkün olmuyor. zaten benim gibi düşük rütbeli birisi de kralı çok görmez."

sessiz bir şekilde beni izlemeye başladı. ilk defa karşı karşıya oturduğumuz için de heyecandan ne yapacağımı bilmiyordum. versailles'a kadar sessiz bir şekilde gittik...
hades
ibranice şeol kelimesinin yunanca karşılığı. ölü ruhların gittiği yer. latincesi infernum'dur.
alfabedeki f harfi
fa notasının harfli gösterimi.

diğer notalarda isim-harf uyumu yokken bu notaya çok iyi denk gelmiş.