bir akrabama aşırı benzeyen kişilik.
aylardır düşünüyorum "bu kadını nereden hatırlıyorum?" diye... meğerse akrabam benziyormuş buna hakikaten de.
christian rosenkreuz
@christian rosenkreuz yazar
405
entry
5
takipçi
7
takip edilen
822
beğeni
291
favori
12,995
puan
Efsane Yazar
gülriz sururi
1 ocak 2019 itibariyle hayatını kaybetmiş tiyatrocu.
kendisinin şu programını hayal meyal hatırlıyorum. a la luna jingle'ı daha minicik bir beyken dilime dolanmıştı.
kendisinin şu programını hayal meyal hatırlıyorum. a la luna jingle'ı daha minicik bir beyken dilime dolanmıştı.
Sözlük yazarlarının kendi eserleri
çalabildiğim kadarıyla bwv 1079'un teması.
doraemon
bir manga ve anime serisi.
22. yüzyıldan nobita nobi isimli çocuğa yardıma gelen doraemon isimli robot kedinin maceraları anlatılır.
ülkemizde de çok popüler olsa da, japon kültürüne aşina değilseniz veya japonca bilmiyorsanız animedeki bazı geyikleri anlamanız zor olabilir. türkçe hiç izlemediğim için bu geyikler nasıl tercüme edildi bilmiyorum.
22. yüzyıldan nobita nobi isimli çocuğa yardıma gelen doraemon isimli robot kedinin maceraları anlatılır.
ülkemizde de çok popüler olsa da, japon kültürüne aşina değilseniz veya japonca bilmiyorsanız animedeki bazı geyikleri anlamanız zor olabilir. türkçe hiç izlemediğim için bu geyikler nasıl tercüme edildi bilmiyorum.

soft power
ülkelere veya kişilere uygulanan bir kuvvet.
soft power'a en iyi örnek japon medyasıdır. japon dizileri ve animeleri, japonların yönlendirilmek istendiği düşüncelere göre yazılırlar.
örneğin ülke bilimde geri kaldı diyelim, hemen "dahi bilimadamının maceraları" tarzında romanlar yazılır, diziler çekilir, animeler yayınlanır.
bence soft power'ın en güzel uygulandığı anime la corda d'oro'dur. bu anime bizim ülkemizde sansürsüz yayınlansa (gerçi sansürlük bir tarafı yok da sailor moon bile sansürlü yayınlandı bu ülkede), sonundaki quiz bölümü falan kesilmese ülkecek klasik müzik müptelası oluruz.
soft power'a en iyi örnek japon medyasıdır. japon dizileri ve animeleri, japonların yönlendirilmek istendiği düşüncelere göre yazılırlar.
örneğin ülke bilimde geri kaldı diyelim, hemen "dahi bilimadamının maceraları" tarzında romanlar yazılır, diziler çekilir, animeler yayınlanır.
bence soft power'ın en güzel uygulandığı anime la corda d'oro'dur. bu anime bizim ülkemizde sansürsüz yayınlansa (gerçi sansürlük bir tarafı yok da sailor moon bile sansürlü yayınlandı bu ülkede), sonundaki quiz bölümü falan kesilmese ülkecek klasik müzik müptelası oluruz.
musikalisches opfer
johann sebastian bach'ı kündeye getirmek isteyen ii. frederick'in verdiği tema sonrasında bach tarafından doğaçlama olarak ortaya çıkartılmış olan eser.
bazılarına göre tema, bach'ın veledi c.p.e. bach tarafından frederick'e önceden verilmiş. ama bu temayı cidden ii. frederick doğaçlayarak verdiyse adama da helal olsun diyorum. zira hayatımda duyduğum en güzel melodilerden birisi bu.
bir gün ii. frederick bach'ı sarayına çağırtır ve "bak bakalım bach efendi, piyano diye bir icat çıkmış. tuşlara basış kuvvetine göre dinamik sesler veriyormuş. şu benim piyanoları bir test et." der. bach'a da bu temayı verir ve bach doğaçlama olarak 3 sesli bir füg ortaya çıkartır.
ii. frederick de "şimdi de 6 sesli bir füg yap" der. ama bach içinden "yok ebesinin a---" der ama krala karşı diyemez tabii bunu. "kralım o işler öyle olmuyor, üzerinde çalışmadan yapamam 6 sesli füg" der ki adam haklıdır.
olayın canlandırılmış hali:
jordi savall yorumu:
bazılarına göre tema, bach'ın veledi c.p.e. bach tarafından frederick'e önceden verilmiş. ama bu temayı cidden ii. frederick doğaçlayarak verdiyse adama da helal olsun diyorum. zira hayatımda duyduğum en güzel melodilerden birisi bu.
bir gün ii. frederick bach'ı sarayına çağırtır ve "bak bakalım bach efendi, piyano diye bir icat çıkmış. tuşlara basış kuvvetine göre dinamik sesler veriyormuş. şu benim piyanoları bir test et." der. bach'a da bu temayı verir ve bach doğaçlama olarak 3 sesli bir füg ortaya çıkartır.
ii. frederick de "şimdi de 6 sesli bir füg yap" der. ama bach içinden "yok ebesinin a---" der ama krala karşı diyemez tabii bunu. "kralım o işler öyle olmuyor, üzerinde çalışmadan yapamam 6 sesli füg" der ki adam haklıdır.
olayın canlandırılmış hali:
jordi savall yorumu:
insan kokusu
insanın yediklerine göre değişebilmektedir.
asyalılardan bol bol balık kokusu gelmekte zira.
asyalılardan bol bol balık kokusu gelmekte zira.
güven sözlük yazarlarının satın aldıkları son kitap
kendime yeni yıl hediyesi olarak aldım.

yeni yılı tek başına kutlamak
watashi no istanbuuru isimli japonca kitabı türkçe'ye çevirmekle uğraştığım için benim de yaptığım eylemdir. arada da buraya geliyorum işte.
ilerleyen saatlerde blokflüt için etütler yazacağım ve belki 1 tane de barok beste sıkıştırırım araya.
ilerleyen saatlerde blokflüt için etütler yazacağım ve belki 1 tane de barok beste sıkıştırırım araya.
0
çincesi ren olan sayı.
ilginç bir nokta ise; sıfır anlamına gelen ren kelimesi (zira başka eşsesli kelimeler de var) tibetçe'den çince'ye geçmiş ve tibetçe'de ren, "yağmur" anlamına geliyor.
tibetliler ise sıfırı khmerlerden öğrenmiş ve khmerler sıfıra "yağmur" diyorlarmış.
ben de hep merak ediyordum neden sıfırın çince yazımında yağmur radikali kullanılıyor diye...
ama daha da anlayamadığım nokta, neden khmerler sıfır ve yağmur özdeşleştirmiş? çok ilginç cidden...
ilginç bir nokta ise; sıfır anlamına gelen ren kelimesi (zira başka eşsesli kelimeler de var) tibetçe'den çince'ye geçmiş ve tibetçe'de ren, "yağmur" anlamına geliyor.
tibetliler ise sıfırı khmerlerden öğrenmiş ve khmerler sıfıra "yağmur" diyorlarmış.
ben de hep merak ediyordum neden sıfırın çince yazımında yağmur radikali kullanılıyor diye...
ama daha da anlayamadığım nokta, neden khmerler sıfır ve yağmur özdeşleştirmiş? çok ilginç cidden...
auld lang syne
ingilizce'de "eski günler" anlamına gelen deyimsel tamlama.
bir de şarkısı vardır bunun.
bir de şarkısı vardır bunun.
yılbaşı gecesi evde oturan ezik ve yalnız insan
arthur schopenhauer okuduysa ezik olmayan insandır.
zira birikimli insanlar yalnız olmayı seçerler. haliyle yalnız oldukları için bir eziklik değil, özgürlük hissederler.
bizim toplumumuz okumadığı, üretmediği için de aynı arthur schopenhauer'in bahsettiği ayak takımı gibi sürekli başka insanların yanında olma ihtiyacı hisseder.
zira birikimli insanlar yalnız olmayı seçerler. haliyle yalnız oldukları için bir eziklik değil, özgürlük hissederler.
bizim toplumumuz okumadığı, üretmediği için de aynı arthur schopenhauer'in bahsettiği ayak takımı gibi sürekli başka insanların yanında olma ihtiyacı hisseder.
alman idealizmi
kant sonrası felsefe veya kant sonrası idealizmi olarak da bilinen felsefi hareket.
bu hareketi aslında immanuel kant "saf aklın eleştirisi" (kritik der reinen vernunft) isimi kitabını yazarak başlatmıştır. zira bu kitap, kağıtta durduğu gibi durmamakta adamı çarpmaktadır. haliyle kitabı okuyan ve "vay amk, böyle şeyler de varmış" diyen kişiler artık dünyaya farklı bir gözle bakmaya başlamaktadırlar.
mesela david hume'a göre bir bilardo topuna ıstaka ile vurduğumuzda etki-tepki prensibi gereği top hareket eder. bu eylemi milyonlarca defa yaptığımız için de etki-tepki prensibi bir refleks olarak kazınmıştır belleğimize. etki-tepki dediğimiz şey bizim için alışkanlıktır. haliyle ıstakayla topa vurduğumuzda topun hareket edeceğini biliriz.
ama kant "ya ıstakayla topa vurduğumuzda top hareket etmezse?" demiştir. yani aslında gözlemlerimize dayanan bilginin her yerde ve her zaman için geçerli olamayabileceğini söyleme cesaretinde bulunmuştur.
bu aslında büyük bir cesarettir. zira o dönem newton mekaniği fizikte reddedilemez bir kanun gibi bir şeydi. haliyle evrenin mekanik bir düzen içinde ilerlediğine inanılıyordu. ama kant "evrende kaos var gençler" demiştir, einstein'dan önce de newton mekaniğinin her yerde işlemeyebileceğine düşünsel zemin hazırlamıştır ki einstein da gençliğinde kant'ın saf aklın eleştirisini okuduğunu ve bu kitabın kendisini çok etkilediğini söylemiştir.
haliyle kant 18. yüyılın sonunu ve 19. yüzyılın başını çok etkilemiş ve romantizm gibi akımların çıkmasına sebebiyet vermiştir.
alman idealizmi'nin doruk noktası ise georg wilhelm friedrich hegel olmuştur.
özetle bu hareketteki insanlar bilim ve felsefe ile dinin yolunu ayırmış ve "tamam biz de tanrı'ya inanıyoruz ama teoloji başka, felsefe başka, bilim başka" demişlerdir.
not: konunun uzmanı değilim. hata yaptıysam özür dilerim.
bu hareketi aslında immanuel kant "saf aklın eleştirisi" (kritik der reinen vernunft) isimi kitabını yazarak başlatmıştır. zira bu kitap, kağıtta durduğu gibi durmamakta adamı çarpmaktadır. haliyle kitabı okuyan ve "vay amk, böyle şeyler de varmış" diyen kişiler artık dünyaya farklı bir gözle bakmaya başlamaktadırlar.
mesela david hume'a göre bir bilardo topuna ıstaka ile vurduğumuzda etki-tepki prensibi gereği top hareket eder. bu eylemi milyonlarca defa yaptığımız için de etki-tepki prensibi bir refleks olarak kazınmıştır belleğimize. etki-tepki dediğimiz şey bizim için alışkanlıktır. haliyle ıstakayla topa vurduğumuzda topun hareket edeceğini biliriz.
ama kant "ya ıstakayla topa vurduğumuzda top hareket etmezse?" demiştir. yani aslında gözlemlerimize dayanan bilginin her yerde ve her zaman için geçerli olamayabileceğini söyleme cesaretinde bulunmuştur.
bu aslında büyük bir cesarettir. zira o dönem newton mekaniği fizikte reddedilemez bir kanun gibi bir şeydi. haliyle evrenin mekanik bir düzen içinde ilerlediğine inanılıyordu. ama kant "evrende kaos var gençler" demiştir, einstein'dan önce de newton mekaniğinin her yerde işlemeyebileceğine düşünsel zemin hazırlamıştır ki einstein da gençliğinde kant'ın saf aklın eleştirisini okuduğunu ve bu kitabın kendisini çok etkilediğini söylemiştir.
haliyle kant 18. yüyılın sonunu ve 19. yüzyılın başını çok etkilemiş ve romantizm gibi akımların çıkmasına sebebiyet vermiştir.
alman idealizmi'nin doruk noktası ise georg wilhelm friedrich hegel olmuştur.
özetle bu hareketteki insanlar bilim ve felsefe ile dinin yolunu ayırmış ve "tamam biz de tanrı'ya inanıyoruz ama teoloji başka, felsefe başka, bilim başka" demişlerdir.
not: konunun uzmanı değilim. hata yaptıysam özür dilerim.
arthur schopenhauer
22 şubat 1788 - 21 eylül 1860 tarihleri arasında yaşamış olan alman filozof.
1818 yılında yayınladığı Die Welt als Wille und Vorstellung (istenç ve tasarım olarak dünya) isimli kitabıyla fenomenler dünyası ve metafizik irade arasındaki ilişkiyi anlatmıştır.
alman idealizmi'ne karşı gelmiştir ayrıca.
kendisinin ateist fikirleri sebebiyle epey karşı durmuştum ama kitaplarında çok fazla hristiyanlık düşmanlığı yapmıyor aslında. hatta akit gazetesi'nin yanında adam hristiyan dostu bile sayılabilir. haliyle önyargılarımdan ötürü bu adamı daha önce okumadığım için çok kızdım kendime.
aslında bu önyargım önceden yoktu. ama richard dawkins'in uyduruk bir biçimde kaleme aldığı god's delusion'dan sonra ateizmi savunan insanların kitaplarına para vermemeye karar vermiştim. ben ne bileyim uydurukluğun richard dawkins'de olduğunu? adam iyi bir biyolog ama çok kötü bir yazar gerçekten.
aslında çok realist bir adam. pesimist falan diyorlar da, aslında pesimistten çok gerçekleri suratınıza çarpan birisi. ama en sonunda "canını sıkma, herkes aynı durumda" deyip içinizi az da olsa rahatlatıyor.
bence ilker canikligil bu adamdan çok etkilenmiş. hatta sanki schopenhauer'in aforizmalarını ezberlemiş kendisi.
kendisi hayatı boyunca kadınlara sövüp saysa da, kendisinin büstünü yapan heykeltraş elisabet ney ile karşılaşınca, "ya kadınlar aslında iyiymiş lan!" deyip ömrünün son yıllarında kadınlar konusunda geri vites yapmıştır.
demek ki aşk schopenhauer'i bile realiteden uzaklaştırabilecek güçte bir şey... başımıza ne geliyorsa bence aşktan geliyor.
1818 yılında yayınladığı Die Welt als Wille und Vorstellung (istenç ve tasarım olarak dünya) isimli kitabıyla fenomenler dünyası ve metafizik irade arasındaki ilişkiyi anlatmıştır.
alman idealizmi'ne karşı gelmiştir ayrıca.
kendisinin ateist fikirleri sebebiyle epey karşı durmuştum ama kitaplarında çok fazla hristiyanlık düşmanlığı yapmıyor aslında. hatta akit gazetesi'nin yanında adam hristiyan dostu bile sayılabilir. haliyle önyargılarımdan ötürü bu adamı daha önce okumadığım için çok kızdım kendime.
aslında bu önyargım önceden yoktu. ama richard dawkins'in uyduruk bir biçimde kaleme aldığı god's delusion'dan sonra ateizmi savunan insanların kitaplarına para vermemeye karar vermiştim. ben ne bileyim uydurukluğun richard dawkins'de olduğunu? adam iyi bir biyolog ama çok kötü bir yazar gerçekten.
aslında çok realist bir adam. pesimist falan diyorlar da, aslında pesimistten çok gerçekleri suratınıza çarpan birisi. ama en sonunda "canını sıkma, herkes aynı durumda" deyip içinizi az da olsa rahatlatıyor.
bence ilker canikligil bu adamdan çok etkilenmiş. hatta sanki schopenhauer'in aforizmalarını ezberlemiş kendisi.
kendisi hayatı boyunca kadınlara sövüp saysa da, kendisinin büstünü yapan heykeltraş elisabet ney ile karşılaşınca, "ya kadınlar aslında iyiymiş lan!" deyip ömrünün son yıllarında kadınlar konusunda geri vites yapmıştır.
demek ki aşk schopenhauer'i bile realiteden uzaklaştırabilecek güçte bir şey... başımıza ne geliyorsa bence aşktan geliyor.
nasıl evlenilmeli
sevilen kişiyle evlenilmeli şeklinde cevaplayacağım bir soru.
lakin bir arkadaşımın evlenme yöntemi beni çok şaşırttı.
kendisi kilisede gördüğü evlenebilecek durumdaki tüm kızlara yazdı. en son kabul eden kişiyle evlendi. şimdi iki tane çocukları var.
yani çok da kafaya takmamak gerekiyor sanırım. adam "tüm kadınlar aynı zaten, birisi benimle evlense yeter" kafasındaydı. şimdi eşi de mutlu, kendisi de mutlu.
lakin bir arkadaşımın evlenme yöntemi beni çok şaşırttı.
kendisi kilisede gördüğü evlenebilecek durumdaki tüm kızlara yazdı. en son kabul eden kişiyle evlendi. şimdi iki tane çocukları var.
yani çok da kafaya takmamak gerekiyor sanırım. adam "tüm kadınlar aynı zaten, birisi benimle evlense yeter" kafasındaydı. şimdi eşi de mutlu, kendisi de mutlu.
blokflüt
telemann'ın çok güzel bir konçerto yazdığı enstrüman.
2018'de kaybettiklerimiz
ahlak
gerçi bunu kaybedeli epey oluyor ama 2018'i kapatırken ahlaksızlık de şaha kalktı.
silivri şu aralar soğuk olacağı için daha fazla yazmak istemiyorum.
ahlakı iffetle karıştıran hıyarlara da selamlarımı iletiyorum.
gerçi bunu kaybedeli epey oluyor ama 2018'i kapatırken ahlaksızlık de şaha kalktı.
silivri şu aralar soğuk olacağı için daha fazla yazmak istemiyorum.
ahlakı iffetle karıştıran hıyarlara da selamlarımı iletiyorum.
yılbaşı
12. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar ingiltere'de 25 mart olarak kabul edilen gün.
zaten bence doğrusu da 25 mart ama bir roma standartı tutturduğumuz için hep 1 ocak'ta kutlanıyor...
zaten bence doğrusu da 25 mart ama bir roma standartı tutturduğumuz için hep 1 ocak'ta kutlanıyor...
yılbaşında dışarıda eğlenmek
hiç yapasımın gelmediği eylem.
birinci sebebi mekanlarda çalınan müzikler.
bir defasında caz bara götürdü arkadaş. ben de nasıl neşeliyim. "olm caz bara gidiyoruz lan" diye çenem de düşmüştü o gün.
meğerse adamların cazdan anladıkları norah jones falanmış...
işte o günden beri dışarıda yeni yıl kutlamasına gitmem.
ikinci sebebi ise ben sarhoş olmaya çalışmam hiç. zaten sarhoş olmak inancımda günah. bu sebeple zaten içeceğim alkollü içki miktarı da her zamankiyle aynı olacağı için cuma günü okul çıkışında içtiğim bira/şaraptan hiç farkı olmayacak o gün içtiğim içkinin de.
bu sebeplerden ötürü kutlamıyorum.
ama mesela şu an japonya'da olsaydım, gideceğim yeri biliyordum. o da benim sırrım olsun.
bu arada schopenhaueryan bir insan olduğum için kutlamada arkadaşımın olması o kadar da gerekli değildir.
ama mesela @archangel ile bir doğaçlama yapmak isterdim.
birinci sebebi mekanlarda çalınan müzikler.
bir defasında caz bara götürdü arkadaş. ben de nasıl neşeliyim. "olm caz bara gidiyoruz lan" diye çenem de düşmüştü o gün.
meğerse adamların cazdan anladıkları norah jones falanmış...
işte o günden beri dışarıda yeni yıl kutlamasına gitmem.
ikinci sebebi ise ben sarhoş olmaya çalışmam hiç. zaten sarhoş olmak inancımda günah. bu sebeple zaten içeceğim alkollü içki miktarı da her zamankiyle aynı olacağı için cuma günü okul çıkışında içtiğim bira/şaraptan hiç farkı olmayacak o gün içtiğim içkinin de.
bu sebeplerden ötürü kutlamıyorum.
ama mesela şu an japonya'da olsaydım, gideceğim yeri biliyordum. o da benim sırrım olsun.
bu arada schopenhaueryan bir insan olduğum için kutlamada arkadaşımın olması o kadar da gerekli değildir.
ama mesela @archangel ile bir doğaçlama yapmak isterdim.
Sözlük yazarlarının kendi eserleri
iki farklı türde iki doğaçlama:
spoiler (tıkla)
spoiler (tıkla)







