christian rosenkreuz

christian rosenkreuz

@christian rosenkreuz yazar
405
entry
5
takipçi
7
takip edilen
822
beğeni
291
favori
13,019
puan
Efsane Yazar
çevrimdışı
02 kasım 2018'dan beri üye
anın fotoğrafını paylaş
epey oldu okuyalı ama...

Entry görseli
geceye bir şarkı bırak
YouTube video
güfte
müziğin evrensel bir dil olmasını sınırlayan etmenlerden birisi.

en azından benim düşüncem bu yönde.

mesela hiç yabancı dil bilmeyen birisi şu şarkıyı neşeli bir şarkı zannedebilir:

YouTube video


bence sözsüz müzikler daha evrensel.
gekka no yasoukyoku
insanın diline dolanan bir malice mizer şarkısı.

kirei na yoru dakara
kanashii yoru dakara
yasashiku waratte
mimamotte ageru

şeklindeki nakaratı pek bir catchy.

YouTube video
kristine west
alto blokflütü inanılmaz bir şekilde kullanan kadın.

ben de alto çalıyorum ama böyle ton alamıyorum...

YouTube video
güven sözlük yazarlarının hikayeleri
eşi öldüğünden beri, her gece yalnız bir şekilde ava çıkıyordu. şatodaki hizmetçileri de kovmuştu. artık koca şatoda sadece o vardı artık. sadece arada bir vergileri tahsil eden memuru ve vergilerini tarlalarından ödeyen köylülerle bir araya geldiğinde insanların arasına karışıyordu.

çoğu derebeyinin aksine, tebaası tarafından seviliyordu. ama eşi ölünce içine girdiği kasvetli ruh halinden ötürü, tebaası da kendisi için üzülmeye başlamıştı.

eskiden leydi, her kasbaya indiğinde kasabada bayram havası eserdi. artık kasaba da lordla beraber yalnızlığa gömülmüştü.

tüm bu kasvetli yapı, köylülerin hayvanlarına dadanan bir kurt yüzünden daha da çekilmez bir hal aldı.

lord da bu durumdan memnun değildi. ne kadar yasta olsa da halkına karşı kendini sorumlu hissediyordu. ayrıca topraklarına ölüm getiren bu hayvanı da kendisine tehdit olarak görmeye başlamıştı. kurt da olsa, vergi gelirlerini çalan herkes onun düşmanıydı.

artık kasabaya konuşlanan ordusu sadece kasabayı ve yakın çevredeki köyleri korumaya yetiyordu. kurdun peşine düşseler bu sefer kurt da askerlerin yokluğunu seziyor ve tekrar saldırıya geçiyordu. haliyle lord harekete geçmeye karar verdi.

dolunaylı bir gecede, her zaman ava çıktığı gibi, yalnız bir şekilde ormana girdi. hayvanı ürkütmemek için de yanına meşale almadı. sezgilerine güveniyordu.

mızrağıyla her an saldırıya hazır bir şekilde ormanın içinde sessiz bir şekilde yol almaya başladı. bir süre yürüdükten sonra ormanın içindeki akarsuyun kenarında dinlenmeye karar verdi.

akarsu, ormanı ikiya bölüyordu. derinliği on metre, genişliği 300 metre kadardı. haliyle askerlerin rahatça geçebilmesi için bir köprü yapılmıştı.

köprüye yaklaşınca, birisinin köprüde durduğunu görmüştü. uzaktan net olarak seçemiyordu. tedbiri elden bırakmadan hızlı adımlarla köprüdeki kişiye doğru yürümeye başladı.

"bu saatte burada ne yapıyorsun?" diye bağırdı.

köprüdeki kişi, lord'a yüzünü dönünce lord onun aslında bir kadın olduğunu gördü. evet, çıplak bir kadındı. parlak sarı saçları geceyi güneş gibi aydınlatıyordu. gözleri akarsuyun rengi gibi turkuazdı. vücudu o kadar güzel biçilenmişti ki eski eşinden bile kat kat daha güzel bir kadındı.

kadın baygın gözlerle lord'a baktı. bir-iki adım attıktan sonra kadın olduğu yere yığıldı. lord kadına doğru koştu. kadını sırtına aldı ve şatoya doğru yürümeye başladı. yolda "keşke atımı da yanımda getirseydim." dedi. kadın her ne kadar zayıf görünse de epey ağırdı ve lord yoruldukça daha da ağır geliyordu.

güç bela, şatoya ulaştı. kadını yatağa yatırdı. şömineyi yaktı. köylülerin vergi olarak getirdiği fıçılardan birini açtı ve sürahiye şarap doldurdu. tekrar odaya çıktı ve şarap içerken kadını izlemeye başladı. o kadar çekici bir kadındı ki karşısında kendini zor zaptediyordu.

sandalyeden kalktı. yatağa oturdu. işaret ve orta parmaklarını birleştirip, parmaklarını kadının yüzünde gezdirdi. teni çok yumuşaktı.

kendini çok zorlasa da dayanamadı... kadının dudaklarına yapıştı...
mobile suit gundam
türkiye'de ne yazık ki figür çılgınlığına veya "aabi mecha ya..." ya da "ıyyy... mecha mı izliyorsun? çocuk musun sen?" zihniyetine kurban gitmiş anime ve manga serisi.

bence star wars'dan bile daha sağlam bir bilimkurgudur. zira bu animede bahsedilen her şeyin mutlaka bilimsel bir temeli vardır. bir nevi jules verne tarzı bilimkurgudur.

Entry görseli


benim tavsiyem bu evrene mobile suit gundam 00 ile adım atmanız. eskiden ben de "ıyy mecha" tayfasındaydım. ama bu animeyi izleyince tövbe ettim.

gundam evreni figür koleksiyonculuğundan, otakuluktan, mecha'dan falan çok daha fazlası.

hiçbir işinize yaramasa bile 1-2 bilimsel terim öğrenirsiniz, siyasette nasıl ali-cengiz oyunları yapılıyor onları öğrenirsiniz.
monarşi
bazı türlerinde, monark'ın seçimle geldiği (mesela kutsal roma-cermen imparatorluğu, polonya krallığı vs) sistem.

mesela jan sobieski, seçimle kral olmuş bir polonya kralıdır.

tabii halk seçmiyor bunları, prensler falan seçiyor.
lagrange noktaları
birbirine çekim kuvveti uygulayan iki kütle arasındaki özel noktalara verilen isimdir.

ay ve dünya, güneş ve dünya arasında bu tür noktalar mevcuttur. böylece hem dünya hem de ay yörüngede kalırlar. bu çekim kuvveti sonucu oluşan noktalara bir cisim konulduğunda sonsuza kadar yörüngede kalır.

mobile suit gundam evreninde, uzay kolonileri bu noktalara yerleştirilmişlerdir.
liberal demokrasi
insan medeniyetinin en tepe noktasıdır.

elbette hataları, kusurları olacaktır. zira insan dediğimiz varlık aslında çok da matah bir canlı değildir.

sadece rönesans ile birlikte "biz aslında çok acayip canlılarız lan!" denmeye başlanmış, o günlerden beri de öyle zannetmiştir kendini.
itiraf köşesi
bugüne kadar çaldığım enstrümanlara bakınca sanki çalamayacağım enstrüman yok gibi hissediyorum.

piyanosundan basına, gitarından flütüne her bir enstrümanı belirli süre çaldım.

neyi çalamam ki acaba? şimdi bunu merak ediyorum.

bence bateri çalamam. bana en uzak enstrümanlardan birisi.

bu arada hayatımda aldığım müzik konusunda en ilginç teklif "ya sen bas gitar çalıyorsun, kontrbasçı lazım çalar mısın?" oldu. bunu diyen de konservatuvar hocasıydı. reddettim tabii ki. olmazdı öyle saçma şey hocam, sizin benden faha iyi bilmeniz gerekirdi.
panic attack
şükela bir drream theater parçası.

basçı olduğum günlerde günde 20 vakit dinlerdim bunu. her basçının çalması ve dinlemesi farzdır bence.

ben en çok şu cover'ını beğeniyorum:

YouTube video


not: bas çalışımla ilgili sadece tek bir video var, o da konseri izlemeye gelenler tarafından çekilmiş bir video.

not 2: bas çalmayı bıraktığımda bu şarkıyı çalabilecek düzeyde değildim. haliyle çalmadım ama tekrar bas alırsam bunu çalmayı isterim.
300 spartalı
esasında the 300 spartans isimli filmin yeniden çekimidir. zira kurgu, senaryo vs hepsi aynıdır.

zaten frank miller da çizgi romanını o film üzerinden oluşturmuştur.
blokflüt
"çocuk enstrümanı" değildir, "gerçek bir enstrüman"dır.

YouTube video
married with children
ingilizce'de çocukları olan kişilerin "evliyim" deme şekli.

duruma göre "married with 2 children"da olduğu gibi sayı da belirtilebilir.
animelerden öğrenilenler
-klasik müzik konusunda ahkam kesecek kadar klasik müzik bilgisi,

la corda d'oro

-sadece organize olabilen bir ordunun gerçekten ordu olduğu, aksi durumda organize olamayan bir ordunun basit stratejiler ve vur-kaç taktiğiyle madara edilebileceği,

mobile suit gundam

-18. yüzyıl fransası hakkında bir dolu şey,

berusaiyu no bara

ve daha bir dolu şey. aklıma geldikçe yazarım artık.
güven sözlük yazarlarının hikayeleri
epey eskiden yazdığım bir hikaye:

beyaz elbiseleri ile sırtını ay'a dönmüş ve yıldızları seyrediyordu. parlak sarı saçları ay ışığında parlıyordu. gözleri de sanki yeryüzüne indirilmiş bir çift yıldız gibi parlıyordu. maskesini çıkartmış olduğu için yüzünü daha net görebiliyordum. zayıf ve uzun bir yüzü vardı. nedense bu yüz bana hiç yabancı gelmiyordu. ama daha önce de hiç görmemiş gibiydim.

saklandığım sütunun arkasından çıkmaya karar verdim. ben de onun gibi maskemi çıkardım. ürkmemesi için adımlarımı atarken ses çıkartmaya çalışıyordum.

"iyi misiniz hanımefendi? çok solgun görünüyorsunuz."

"ah, iyiyim evet. sadece dans biraz başımı döndürdü." dedi olağanüstü sesiyle. böyle bir sesin eşi benzeri var mıydı? benimle dans ederken hiç konuşmamıştı. tek yaptığı gözlerini gözlerimden alamamasıydı. bir şeylerden ürküyor gibiydi. bedenini hafifçe kasmasından bunu anlamak mümkündü. ama yine de sanki o gece tek istediği benimle dans etmekti.

"koruda biraz yürüyüşe ne dersiniz?"

"evet, olabilir."

elini tutup kaldırdım ve koluna girdim. sanırım bana karşı hisleri olduğundan solgun yüzüne tekrar renk geldi.

"sizinle daha önce hiç karşılaşmış olabilir miyim?" diye sordum.

"evet. ama kim olduğumu söyleyemem. buraya sadece kalbimdeki duyguların doğruluğunu öğrenmek için geldim. yaşadıklarım da gösteriyor ki size karşı hissettiğim şeyler gerçekten de doğruymuş."

"ama bu maske ve bu giysiyle beni nasıl tanıdınız?"

"kim olduğumu az çok açığa çıkarma riski taşısa da sanırım size karşı sadece doğruları söylemem gerekiyor. hangi maskeyi ve hangi giysiyi bu baloda giyeceğiniz konusunda bilgi sahibi olmam çok kolay bir şey."

"yoksa bir tür casus musunuz?" diye sordum.

"hayır, ama sanırım sorularınızın konusunu değiştirseniz çok daha iyi olacak" dedi. sesinden heyecanlandığı beli oluyordu.

yaz mevsiminden ötürü koru epey canlıydı. böcekler ses çıkartıyor, bir yerden bir yere gidiyordu. küçük havuzlardan çıkan seslerle küçük canlıların sesleri birbirine karışınca huzur verici bir müzik ortaya çıkıyordu. üstelik koluma girmiş olan olağanüstü bir kadınla yürüyordum. dolunay, gecemizi aydınlatan bir lamba vazifesi görüyordu. ama kadınla bana sessizlik hakimdi.

sessizliği bozmak için "söylesenize, yoksa siz şu masallarda anlatılan külkedisi misiniz? bu gece sonunda hizmetçiliğe geri mi döneceksiniz?" diye sordum. bu soruya kadar gergin ve ürkek davranan kadın kahkahalarla gülmeye başladı. sanırım yaşadığı gerginlikten ötürü sinirleri boşalıyordu.

"hanımefendi, iyi misiniz?"

"evet, özür dilerim, iyiyim. bir an kendimi kaybettim."

hala gülmeye devam ediyordu.

"yanlış anlamayın. hizmetçileri hor gördüğüm yok. sadece sizin beni bir daha göremeyeceğinizi düşünüyor olmanız komikti. siz bilmiyorsunuz ama ben sizin sürekli yakınlarınızdayım. zaten sizden hoşlanmaya başlamam da bu sebeple oldu. keşke size daha uzak olabilseydim. ama o kadar yakınım ki, en sonunda kalbimi ele geçirdiniz."

"ama siz kimsiniz? daha önce sizin gibi bir kadına rastlamadığıma eminim. yakınlarımda da sizin gibi bir kadın bulunmadığına eminim. ama gerçekten de sanki daha önce defalarca karşılaşmışız gibi hissediyorum. keşke sırlarınızı açsanız da kim olduğunuzu öğrenebilsem."

"ama buna imkan yok" dedi kadın üzüntülü bir sesle. "sizinle vakit geçirebileceğim tek zaman bu geceydi. sanırım onda da her şeyi batırdım."

"gece henüz bitmedi."

"ama bitecek."

"bitene kadar buradayım."

alçak bir duvarın üzerine oturduk. dolunay karşıdan bizi seyrediyordu. başını omzuma koydu.

en son hatırladığım sözü "seni öpersem her şey bitecek." oldu.

sabah duvarın dibinde uyandığımda yanımda kimse yoktu.
tu quoque
bir safsata türü.

kişi bu safsata ile başkalarının yaptığı hatalar üzerinden kendi hatasını rasyonalize etmeye çalışır.

"amerika'da senatörler incil'e el basıp yemin ediyor, biz neden kur'an'a el basıp yemin etmiyoruz?" tümcesi tipik bir tu quoque örneğidir.
ad hominem
bir safsata türüdür.

genelde karşıdaki kişiye konuyla alakasız yerden saldırılır.

mesela x kişisi yolsuzluk yapsın diyelim. y kişisi de x hakkında "yolsuzluk yapıyor, işte belgeleri." desin.

x kişisi çıkıp y hakkında da "biliyorsunuz kendisi müslüman değil." derse, x'in yaptığına ad hominem denir.
klasik müzik
bu tarzda müzik yapan orkestralarda müzisyenler şefin hareketinden sonra nota basarlar.

bu sebeple orkestra müzisyenleri genelde davul veya metronom üzerine çalan popüler müzik tayfasına göre daha farklı bir ritim anlayışına sahiptir. zira bu adamların ritmini orkestra şefi belirler.