bir fransız dansı ve ismini bu danstan alan müzik formu. 4/4'lük ve 2/2'lik zamanlı müzikleri vardır. zaman zaman 9/8'lik vea 5/8'lik müzikleri olduğu da olur.
xiv. louis zamanında sarayda popüler olmuştur.
françois-joseph gossec'in yazdığı gavotte epey ünlüdür. la corda d'oro (nam-ı diğer kiniro no koruda) isimli animede özel bir yere sahiptir.
christian rosenkreuz
@christian rosenkreuz yazar
405
entry
5
takipçi
7
takip edilen
822
beğeni
291
favori
12,900
puan
Efsane Yazar
kudaranai
japonca'da "değersiz, gereksiz, saçma" gibi anlamlara gelebilen kelime.
kökeni ise oldukça ilginç.
eskiden imparator kyouto'da yaşadığı için her türlü yenilik, kültür-sanat akımı falan burada olurmuş şimdiki adı toukyo olan edo ise kyouto'ya epey uzak kaldığından (hızlı tren, araba vs yok tabii. şimdi o kadar da uzak değil) edo'ya kadar gelebilen bir ürün değerli sayılırmış.
kudaru zaten aşağı inmek, düşmek gibi bir anlama geliyor. haliyle kelimenin kökeninde "edo'ya kadar düşmek" anlamı yatıyor.
kudaru'nun olumsuzu olan "kudaranai" ise "edo'ya kadar gelememiş" oluyor. bir şey değerliyse zaten edo'ya kadar düşeceği için haliyle "değersiz" oluyor.
japonca'da bu tür etimolojik olayların döndüğünü hiç bilmiyordum.
kökeni ise oldukça ilginç.
eskiden imparator kyouto'da yaşadığı için her türlü yenilik, kültür-sanat akımı falan burada olurmuş şimdiki adı toukyo olan edo ise kyouto'ya epey uzak kaldığından (hızlı tren, araba vs yok tabii. şimdi o kadar da uzak değil) edo'ya kadar gelebilen bir ürün değerli sayılırmış.
kudaru zaten aşağı inmek, düşmek gibi bir anlama geliyor. haliyle kelimenin kökeninde "edo'ya kadar düşmek" anlamı yatıyor.
kudaru'nun olumsuzu olan "kudaranai" ise "edo'ya kadar gelememiş" oluyor. bir şey değerliyse zaten edo'ya kadar düşeceği için haliyle "değersiz" oluyor.
japonca'da bu tür etimolojik olayların döndüğünü hiç bilmiyordum.
real book
fake bookların elden geçirilmiş ve müzik standartlarına göre yeniden düzenlenmiş haline verilen isim. esasında kendisinde bir fake book olmakla beraber, fake booklara göre daha güvenilir bir müzik yazısı barındırmaktadır. hatta bir berklee profesörünün "real book yayınlandıktan hemen sonra öğrencilerimin caz standartlarını çalışını dinlediğimde, parçalardaki akorların içine etmediklerini fark ettim" şeklinde bir demeci de vardır.
yine de profesyonel cazcılar bu kitabı sevmezler. eğer gerçek cazcıların olduğu bir ortamda "real book'tan çalıştım" derseniz "s**** git lan!" demeleri olasıdır. zira caz, klasik batı müziği gibi kağıttan okunup çalınan statik bir müzik değildir. bir parçanın yüzlerce farklı çalınışı vardır ve doğaçlama önemlidir. ray charles'ın hayatının anlatıldığı filmde "aslında kitaptaki son parça diye bir şey yoktur" tarzındaki replik gerçekten de cazın nasıl bir müzik olduğunu gösteriyor.
yine de cazın ilk adımı olan standartları çalmak için ilk adımdır.
yine de profesyonel cazcılar bu kitabı sevmezler. eğer gerçek cazcıların olduğu bir ortamda "real book'tan çalıştım" derseniz "s**** git lan!" demeleri olasıdır. zira caz, klasik batı müziği gibi kağıttan okunup çalınan statik bir müzik değildir. bir parçanın yüzlerce farklı çalınışı vardır ve doğaçlama önemlidir. ray charles'ın hayatının anlatıldığı filmde "aslında kitaptaki son parça diye bir şey yoktur" tarzındaki replik gerçekten de cazın nasıl bir müzik olduğunu gösteriyor.
yine de cazın ilk adımı olan standartları çalmak için ilk adımdır.
papa xi. pius
31 mayıs 1857 - 10 şubat 1939 tarihleri arasında yaşamış olan papa. 1929'da bağımsız olan vatikan'ın ilk devlet başkanıdır aynı zamanda.
nazilerin iktidara gelişiyle birlikte ilk başta nazilerin yanında gibi görünse de nazilerin anti-hristiyanlık düşünceleri sebebiyle nazilerin karşısında durmuştur. naziler de boş durmamış ve kendisi hakkında "papa yahudileri almanya'ya karşı kışkırtıyor!" şeklinde propaganda yapmışlardır. daha sonra da zaten vatikan ve nazilerin arası hepten açılmıştır.
sovyetler birliği'ndeki anti-hristiyan politikasını değiştirmek amacıyla diplomatik temaslar kurmaya çalışsa da çok başarılı olamamıştır. temaslar 1927 yılında kesilmiştir.
döneminde yükselen ırkçılığa karşı "humani generis unitas" (insan ırkının birliği) felsefesini katoliklerin kalbine sokmaya çalışmıştır. robert ley ise kendisine "yok artık ali sami" tadında bir cevap vermiştir.
nazilerin iktidara gelişiyle birlikte ilk başta nazilerin yanında gibi görünse de nazilerin anti-hristiyanlık düşünceleri sebebiyle nazilerin karşısında durmuştur. naziler de boş durmamış ve kendisi hakkında "papa yahudileri almanya'ya karşı kışkırtıyor!" şeklinde propaganda yapmışlardır. daha sonra da zaten vatikan ve nazilerin arası hepten açılmıştır.
sovyetler birliği'ndeki anti-hristiyan politikasını değiştirmek amacıyla diplomatik temaslar kurmaya çalışsa da çok başarılı olamamıştır. temaslar 1927 yılında kesilmiştir.
döneminde yükselen ırkçılığa karşı "humani generis unitas" (insan ırkının birliği) felsefesini katoliklerin kalbine sokmaya çalışmıştır. robert ley ise kendisine "yok artık ali sami" tadında bir cevap vermiştir.
lied
almanca'da şarkı anlamına gelen kelime olmakla beraber genelde klasik müzik eşliğinde okunan şarkılardır.
genelde bir piyano eşliğinde şarkı söyleyen bir şarkıcı tarafından icra edilir. ama orkestra eşliğinde okunan lied'ler de vardır.
genelde bir piyano eşliğinde şarkı söyleyen bir şarkıcı tarafından icra edilir. ama orkestra eşliğinde okunan lied'ler de vardır.
divan-ı am
delhi'deki kırmızı kale'de bulunan ve isminin anlamı "görüşme salonu" olan bölüm.
şah cihan ve ardılları halkın şikayetlerini burada dinlerler ve ona göre kendilerine çeki düzen verirlermiş.
düşünün ki bu monarşik bir devlette oluyor.
insan gerçekten hayret ediyor.
şah cihan ve ardılları halkın şikayetlerini burada dinlerler ve ona göre kendilerine çeki düzen verirlermiş.
düşünün ki bu monarşik bir devlette oluyor.
insan gerçekten hayret ediyor.
radu
romence bir erkek ismi.
kökeni radost (mutluluk) kelimesidir.
vlad ile beraber nedense romanya deyince ilk akla gelen isimlerden birisidir. en ünlü adamlar bunlar olduğundan olsa gerek.
kökeni radost (mutluluk) kelimesidir.
vlad ile beraber nedense romanya deyince ilk akla gelen isimlerden birisidir. en ünlü adamlar bunlar olduğundan olsa gerek.
kisiselbakim
web sitesi veya twitter hesabı ismi gibi duran nicke sahip yazar.
buradaki mantıklı arkadaşlardan anladığım kadarıyla.
buradaki mantıklı arkadaşlardan anladığım kadarıyla.
tokyo
japonya'nın "şimdilik" başkentidir. zira japon imparatoru sarayını nereye kurarsa japonya'nın başkenti orasıdır.
zira eskiden başkent kyoto'dur.
eski ismi edo'dur buranın. shogun ve daimyoların ikamet ettiği merkezdir.
meiji dönemi'nde, modernleşmeye karşı çıkan samurailar burada ayaklanmış ama modern japon ordusuna karşı direnememiştir. meiji de adını edo'dan tokyo'ya çevirmiş ve sarayını buraya kurmuştur.
aslında tokyo'nun başkent olmasının sebebi, atatürk'ün başkenti istanbul'dan ankara'ya taşımasıyla aynıdır. samurailara "sizin hükümranlığınız bitti. artık merkezi yönetim var" denmiştir bu eylemle.
başkentin istanbul'dan ankara'ya taşınması da osmanlı hanedanı'na verilen "sizin hükümranlığınız bitti" mesajıdır. yoksa ingilizler istanbul'u terk ettikten sonra başkent tekrar istanbul'a taşınabilirdi.
zira eskiden başkent kyoto'dur.
eski ismi edo'dur buranın. shogun ve daimyoların ikamet ettiği merkezdir.
meiji dönemi'nde, modernleşmeye karşı çıkan samurailar burada ayaklanmış ama modern japon ordusuna karşı direnememiştir. meiji de adını edo'dan tokyo'ya çevirmiş ve sarayını buraya kurmuştur.
aslında tokyo'nun başkent olmasının sebebi, atatürk'ün başkenti istanbul'dan ankara'ya taşımasıyla aynıdır. samurailara "sizin hükümranlığınız bitti. artık merkezi yönetim var" denmiştir bu eylemle.
başkentin istanbul'dan ankara'ya taşınması da osmanlı hanedanı'na verilen "sizin hükümranlığınız bitti" mesajıdır. yoksa ingilizler istanbul'u terk ettikten sonra başkent tekrar istanbul'a taşınabilirdi.
anime
1990'larden sonra bilgisayar desteğiyle çizimleri daha pürüzsüz hal alan; ama gerek senaryolar olsun, gerek yaratıcılık olsun, günümüzdekilerinin 80'lerdekilerle boy ölçüşemediği japon animasyon türü.
bence en kral çağını 1980-2000 arası yaşamıştır. 2000 sonrası kült olabilecek tarzda animeler çok nadir çıkmaya başlamıştır.
bence en kral çağını 1980-2000 arası yaşamıştır. 2000 sonrası kült olabilecek tarzda animeler çok nadir çıkmaya başlamıştır.
türk cihan hakimiyeti
kel başa şimşir tarak
türkler önce türkiye'yi düzeltsinler de ona da sıra gelir demek istediğim hakimiyet türü.
şule çet için adalet
not: öz be öz türküm.
türkler önce türkiye'yi düzeltsinler de ona da sıra gelir demek istediğim hakimiyet türü.
şule çet için adalet
not: öz be öz türküm.
yaramazlık yapan çocuklarını demir çite bağlayan adam
çocuklarına köpek muamelesi yapan adamdır.
suriyelilerde çocuk bol nasılsa, adamın umrunda bile olmamıştır. belki oraya bağladığını unutmuştur bile.
suriyelilerde çocuk bol nasılsa, adamın umrunda bile olmamıştır. belki oraya bağladığını unutmuştur bile.
sözlük yazarlarının üretmek istediği şeyler
barok müzikte kullanılan enstrümanlar.
sebebiyse barok müziği insanlara daha çok yaymak ve insanlarda bir müzik bilnci oluşturmak. aleyna tilki, serdar ortaç, hadise vs gibi dandik pop müziğe maruz kalan insanlara müziğin ne olduğunu hatırlatmak.
biliyorum alıcısı az olacak ama kendi elimden çıkmış bir viola da gamba'yı jordi savall'ın çalması şu hayatta edinebileceğim en büyük şeref olurdu mesela.
ya da kendi yaptığım enstrümanları sahnede kullanmak.
sebebiyse barok müziği insanlara daha çok yaymak ve insanlarda bir müzik bilnci oluşturmak. aleyna tilki, serdar ortaç, hadise vs gibi dandik pop müziğe maruz kalan insanlara müziğin ne olduğunu hatırlatmak.
biliyorum alıcısı az olacak ama kendi elimden çıkmış bir viola da gamba'yı jordi savall'ın çalması şu hayatta edinebileceğim en büyük şeref olurdu mesela.
ya da kendi yaptığım enstrümanları sahnede kullanmak.
flamenko
endülüs kökenli bir dans ve dans müziği türü.
kesinlikle endülüslü çingenelerden dinlemek lazım.
kesinlikle endülüslü çingenelerden dinlemek lazım.
Sözlük yazarlarının kendi eserleri
benim eserim değil, sadece girişine eşlik ettim ama buyrun:
bis
seyircilerin yoğun ısrarı üzerine müzisyen/müzisyenlerin sahneye 1 veya 2 defa tekrar çıkmasına verilen isim.
bazı müzisyenler vardır ki "nasılsa bis isteyecekler" deyip sahneden indikten 10 saniye sonra tekrar sahneye çıkarlar.
bazıları da vardır ki "öff tamam tamam" deyip 10 dakika sonra bis yaparlar.
bu işin özü seyircilerin alkışını iyice analiz edip ona göre sahneye çıkmaktır.
hadi bis istedi diyelim seyirci, bu sefer de sakın "aman canım, çalar giderim" edasıyla yapılmamalıdır bu iş. zira her zaman seyirci kitleniz müzikten çok da anlamayan kişiler olmaz. kaldı ki insanlar sizi "doyamadım bebeğim, bir daha çal" deyip sahneye çağırmış, saygısızlık etmek olmaz. ayıp olur.
bazı müzisyenler vardır ki "nasılsa bis isteyecekler" deyip sahneden indikten 10 saniye sonra tekrar sahneye çıkarlar.
bazıları da vardır ki "öff tamam tamam" deyip 10 dakika sonra bis yaparlar.
bu işin özü seyircilerin alkışını iyice analiz edip ona göre sahneye çıkmaktır.
hadi bis istedi diyelim seyirci, bu sefer de sakın "aman canım, çalar giderim" edasıyla yapılmamalıdır bu iş. zira her zaman seyirci kitleniz müzikten çok da anlamayan kişiler olmaz. kaldı ki insanlar sizi "doyamadım bebeğim, bir daha çal" deyip sahneye çağırmış, saygısızlık etmek olmaz. ayıp olur.
nimeni nu-i ca tine isus
ismi "kimse senin gibi değil isa" anlamına gelen romence ilahi.
portekizce
romantik dillerden birisi.
kökeni halk latincesi'ne dayanır.
portekiz arap işgaline uğrasa bile, dillerini ispanyollara göre daha iyi korumuşlardır. haliyle romence ile birlikte latince'ye en yakın dillerden birisidir.
mesela ben şu anki romence bilgimle bazı portekizce cümleleri anlayabiliyorum. hatta tesadüfen karşıma çıkan bir metni romence zannettim ilk başta. ama sonra harflere dikkat edince romence olmadığını anladım. o kadar yakın bu iki dil birbirine.
eski portekiz sömürgeleri haricinde japonya'nın gunma eyaletinin oizumi şehrinde de konuşulmaktaymış.
kökeni halk latincesi'ne dayanır.
portekiz arap işgaline uğrasa bile, dillerini ispanyollara göre daha iyi korumuşlardır. haliyle romence ile birlikte latince'ye en yakın dillerden birisidir.
mesela ben şu anki romence bilgimle bazı portekizce cümleleri anlayabiliyorum. hatta tesadüfen karşıma çıkan bir metni romence zannettim ilk başta. ama sonra harflere dikkat edince romence olmadığını anladım. o kadar yakın bu iki dil birbirine.
eski portekiz sömürgeleri haricinde japonya'nın gunma eyaletinin oizumi şehrinde de konuşulmaktaymış.
nihon shoki
nihongi olarak da bilinen japon tarihi derlemesi.
dünya'nın ortaya çıkmasından başlar ve 8. yüzyıla kadar devam eder.
açıkçası okurken tevrat ile benzerlikleri çok şaşırttı. çünkü nihon shoki'de de yeryüzü ve göklerin ayrılması durumu var. "la noliy?!" dedim okurken.
tarih kitabı olduğu için daha ilk bölümde bile bir sürü karakterle karşılaşıyorsunuz. izanami ve izanagi'ye gelinceye kadar bir sürü tanrı-tanrıça ismi geçiyor.
bir de sürekli "x'in yazdığına göre bir de şöyle bir şey var" şeklinde ifadeler geçiyor. haliyle buradan bunun aslında derleme bir kitap olduğunu anlıyoruz.
ilginç olan nokta ise shintoistlerin bu kitabın ilk bölümünü çok sevmemesi. halbuki adamların kendi inançlarının kitabı. bir shinto rahibiyle karşılaşırsam ilk bu kitabın ilk bölümünün neden sevilmediği soracağım.
kitap yazılırken japonya'da çok fazla yazı yazmayı bilen insan olmadığı için tarihçiler genelde bu kayıtların koreliler tarafından yazıldığını söylemekte. zaten kore ve japon birbirine çok yakın olduğu için yazı yazmayı bilen (daha doğrusu çince bilen) koreliler sık sık japon hükümdarlar için çalışmışlar.
bazı tarihçilere göre bu eserin yazımında çalışan koreliler baekje krallığı yıkılınca japonya'ya (o zamanki adı yamato) göç etmiş korelilermiş. zaten nihon shoki içinde bol bol baekje şehirlerinin ismi geçmesi de bunu doğrular nitelikte ama %100 kanıtlayamıyor. zira japonya'da o yıllarda yazı yazan insan az olduğu için bu kitap için de kayıt tutan adam yok. haliyle kitapta yazılanlardan ve diğer bazı tarihi dökümanlardan yola çıkılarak kitap hakkında bir şeyler söylenebiliyor.
not: kitabı bitirince farkettim de bence tevrat ile çok benzerliği yok aslında. sadece bana öyle gelmiş.
dünya'nın ortaya çıkmasından başlar ve 8. yüzyıla kadar devam eder.
açıkçası okurken tevrat ile benzerlikleri çok şaşırttı. çünkü nihon shoki'de de yeryüzü ve göklerin ayrılması durumu var. "la noliy?!" dedim okurken.
tarih kitabı olduğu için daha ilk bölümde bile bir sürü karakterle karşılaşıyorsunuz. izanami ve izanagi'ye gelinceye kadar bir sürü tanrı-tanrıça ismi geçiyor.
bir de sürekli "x'in yazdığına göre bir de şöyle bir şey var" şeklinde ifadeler geçiyor. haliyle buradan bunun aslında derleme bir kitap olduğunu anlıyoruz.
ilginç olan nokta ise shintoistlerin bu kitabın ilk bölümünü çok sevmemesi. halbuki adamların kendi inançlarının kitabı. bir shinto rahibiyle karşılaşırsam ilk bu kitabın ilk bölümünün neden sevilmediği soracağım.
kitap yazılırken japonya'da çok fazla yazı yazmayı bilen insan olmadığı için tarihçiler genelde bu kayıtların koreliler tarafından yazıldığını söylemekte. zaten kore ve japon birbirine çok yakın olduğu için yazı yazmayı bilen (daha doğrusu çince bilen) koreliler sık sık japon hükümdarlar için çalışmışlar.
bazı tarihçilere göre bu eserin yazımında çalışan koreliler baekje krallığı yıkılınca japonya'ya (o zamanki adı yamato) göç etmiş korelilermiş. zaten nihon shoki içinde bol bol baekje şehirlerinin ismi geçmesi de bunu doğrular nitelikte ama %100 kanıtlayamıyor. zira japonya'da o yıllarda yazı yazan insan az olduğu için bu kitap için de kayıt tutan adam yok. haliyle kitapta yazılanlardan ve diğer bazı tarihi dökümanlardan yola çıkılarak kitap hakkında bir şeyler söylenebiliyor.
not: kitabı bitirince farkettim de bence tevrat ile çok benzerliği yok aslında. sadece bana öyle gelmiş.
kırım savaşı
1853-1856 tarihleri arasında yaşanmış savaş. birinci dünya savaşı'na kadar yaşanmış en büyük ve en çok katılımlı savaştır.
savaşın çıkma sebebi ise rusya'nın "lan bu osmanlı'ya dalsam kimse ses çıkarmaz, hatta destek bile verirler" deyip osmanlı'ya dalması üzerine fransa ve ingiltere'nin rusya'ya "elin ayağın doğru dursun lan!" deyip rusya'ya osmanlı ile beraber dalmasıdır.
elbette rusya, osmanlı'ya "lan canım sıkılıyor, az savaşayım şu osmanlı ile" deyip dalmamıştır. romanov sülalesi yıllar boyu osmanlı ile bizans'ın (veya doğu roma'nın) mirasçılığı kavgası yapmıştır. bu sebeple de romanovlar istanbul'u almayı deli gibi istemektedirler (ileride 93 harbi sırasında da bu fırsata çok yaklaşacaklardır). zira ortodoks patriği istanbul'da yaşamaktadır. rusların bizans'ın mirasçısı olarak görülebilmesi için patrik romanovların himayesine geçmelidir.
haliyle rusya "lan istanbul'u bir şekilde alırız da, önce ortodoksların kalbini kazanmak lazım" deyip ne kadar ortodoks varsa hepsine "sizin avukatınız benim, bir sıkıntınız olursa kapımı çalmaktan çekinmeyin" demiştir. haliyle rusya, balkanlarda büyük bir nüfuza kavuşmuştur.
balkanlardan destek alınca da çar i. nikolay "lan zaten avrupa-osmanlı ittifakı diye bir şey olmaz. ben en iyisi gidip iii. napoleon'dan destek isteyeyim der. iii. napoleon ise "cinnah!" deyip nikolay'ı reddeder. nikolay da "bana müttefik mi yok lan!" deyip ingiltere'nin kapısını çalar. ingiltere de "ben balkanlarda savaş istemem. diplomasi kullan." der.
nikolay da osmanlı'ya "ortodokslar sizden şikayetçi" deyip sürekli osmanlı'ya nota gönderip durur. osmanlı da bir süre sonra "eeh yeter lan, kilisenin musluğu bozuk diye nota gönderip duruyorsun. adam ol!" deyip rusya'ya savaş ilan eder. rusya'da "ahanda savaş fırsatı!" deyip moldova ve romanya'ya 1853 yılında girer.
savaşta osmanlı çok büyük kayıplar verir. sinop'ta osmanlı donanması ruslar tarafından dağıtılır. bir de ruslar bu savaşta gemi toplarında ve diğer toplarda artık kovanlı top mermisi teknolojisine geçmiştir. yani gülle diye bir kavram artık yoktur ruslarda. haliyle osmanlı donanması rus gemilerinde delik açarken, rus gemileri osmanlı gemilerini patlatmaktadır. haliyle osmanlı'da donanma namına bir şey kalmaz.
haliyle fransa ve ingiltere "la bu adamlar osmanlı'yı alacaklar! şu osmanlı'ya yardım etmezsek ruslar osmanlı olacak. kurtaralım şu adamları." deyip çanakkale'ye takviye kuvvet gönderirler.
karl marx da olayları "fransızlar yan gelip yatıyor, ingilizler osmanlı'yı kurtarmak için seferber oluyor." şeklinde kaydetmiş bu arada.
gelen fransız ve ingiliz desteğiyle osmanlı biraz toparlar. ama ingilizler savaşı hemen bitirip osmanlı ve rusya'nın antlaşma imzalaması için çalışır. haliyle ingilizler kırım'a çıkartma yapmayı tavsiye ederler. zaten savaşın en kanlı bölümü de kırım'daki muharebelerdir.
savaş sonunda, 30 mart 1856 tarihinde paris antlaşması imzalanmış ve rusya romanya ve moldovya'yı tekrar osmanlı'ya vermiştir. ama zaten moldovya ve romanya da osmanlı'nın elinde çok kalmamış iki ülke (esasında moldovya da romanya'nın bir parçasıdır) 9 mayıs 1877'de osmanlı'dan ayrılmıştır.
savaşın çıkma sebebi ise rusya'nın "lan bu osmanlı'ya dalsam kimse ses çıkarmaz, hatta destek bile verirler" deyip osmanlı'ya dalması üzerine fransa ve ingiltere'nin rusya'ya "elin ayağın doğru dursun lan!" deyip rusya'ya osmanlı ile beraber dalmasıdır.
elbette rusya, osmanlı'ya "lan canım sıkılıyor, az savaşayım şu osmanlı ile" deyip dalmamıştır. romanov sülalesi yıllar boyu osmanlı ile bizans'ın (veya doğu roma'nın) mirasçılığı kavgası yapmıştır. bu sebeple de romanovlar istanbul'u almayı deli gibi istemektedirler (ileride 93 harbi sırasında da bu fırsata çok yaklaşacaklardır). zira ortodoks patriği istanbul'da yaşamaktadır. rusların bizans'ın mirasçısı olarak görülebilmesi için patrik romanovların himayesine geçmelidir.
haliyle rusya "lan istanbul'u bir şekilde alırız da, önce ortodoksların kalbini kazanmak lazım" deyip ne kadar ortodoks varsa hepsine "sizin avukatınız benim, bir sıkıntınız olursa kapımı çalmaktan çekinmeyin" demiştir. haliyle rusya, balkanlarda büyük bir nüfuza kavuşmuştur.
balkanlardan destek alınca da çar i. nikolay "lan zaten avrupa-osmanlı ittifakı diye bir şey olmaz. ben en iyisi gidip iii. napoleon'dan destek isteyeyim der. iii. napoleon ise "cinnah!" deyip nikolay'ı reddeder. nikolay da "bana müttefik mi yok lan!" deyip ingiltere'nin kapısını çalar. ingiltere de "ben balkanlarda savaş istemem. diplomasi kullan." der.
nikolay da osmanlı'ya "ortodokslar sizden şikayetçi" deyip sürekli osmanlı'ya nota gönderip durur. osmanlı da bir süre sonra "eeh yeter lan, kilisenin musluğu bozuk diye nota gönderip duruyorsun. adam ol!" deyip rusya'ya savaş ilan eder. rusya'da "ahanda savaş fırsatı!" deyip moldova ve romanya'ya 1853 yılında girer.
savaşta osmanlı çok büyük kayıplar verir. sinop'ta osmanlı donanması ruslar tarafından dağıtılır. bir de ruslar bu savaşta gemi toplarında ve diğer toplarda artık kovanlı top mermisi teknolojisine geçmiştir. yani gülle diye bir kavram artık yoktur ruslarda. haliyle osmanlı donanması rus gemilerinde delik açarken, rus gemileri osmanlı gemilerini patlatmaktadır. haliyle osmanlı'da donanma namına bir şey kalmaz.
haliyle fransa ve ingiltere "la bu adamlar osmanlı'yı alacaklar! şu osmanlı'ya yardım etmezsek ruslar osmanlı olacak. kurtaralım şu adamları." deyip çanakkale'ye takviye kuvvet gönderirler.
karl marx da olayları "fransızlar yan gelip yatıyor, ingilizler osmanlı'yı kurtarmak için seferber oluyor." şeklinde kaydetmiş bu arada.
gelen fransız ve ingiliz desteğiyle osmanlı biraz toparlar. ama ingilizler savaşı hemen bitirip osmanlı ve rusya'nın antlaşma imzalaması için çalışır. haliyle ingilizler kırım'a çıkartma yapmayı tavsiye ederler. zaten savaşın en kanlı bölümü de kırım'daki muharebelerdir.
savaş sonunda, 30 mart 1856 tarihinde paris antlaşması imzalanmış ve rusya romanya ve moldovya'yı tekrar osmanlı'ya vermiştir. ama zaten moldovya ve romanya da osmanlı'nın elinde çok kalmamış iki ülke (esasında moldovya da romanya'nın bir parçasıdır) 9 mayıs 1877'de osmanlı'dan ayrılmıştır.





