leni riefenstahl imzalı 1935 yapımı nazi propaganda filmi. 1934 nürnberg parti kongresi'nden çeşitli kesitler içerir.
şahsen ben bu filmi o dönemde almanya'da izlesem kesinlikle nazilere katılırdım. bir kere adamlar çok ideal bir toplum düzeni sunuyor. işçi olmak utanılacak bir şey değil, bilakis işçiler ve köylüler halkın saygı duyması gereken kişiler. sosyal sınıflar ortadan kalkmış, bir sürü insana iş verilmiş, ekonomi tıkırında... bir insan daha ne ister ki?
ben adolf hitler'den hem yaptığı yahudi soykırımından ötürü hem de hristiyanlık düşmanı olması sebebiyle nefret eden biriyim. ama bu filmi izleyince adolf hitler gözüme çok güzel göründü. halkını çok seven bir lider gördüm ben bu filmde.
tabii sonra adamın ne mal olduğunu hatırlayıp hayal dünyamdan çıktım.
leni riefenstahl gerçekten bir dahiymiş ama onu anladım. daha 1930'larda böyle bir prodüksüyonun altından kalkmış... şahsen diğer filmlerini epey merak ettim. onları da izleyeceğim mümkün olursa.
bu arada filmin telif hakkı olmadığı için youtube kanalıma yüklemeyi düşünüyorum. ırkçılıkla ilgili bir ceza alır mıyım? bilgisi olan varsa bilgilendirirse sevinirim. zira elimde sağlam ikinci dünya savaşı arşivi var.
christian rosenkreuz
@christian rosenkreuz yazar
405
entry
5
takipçi
7
takip edilen
822
beğeni
291
favori
13,019
puan
Efsane Yazar
geceleri nereden geldiği bilinmeyen sesler
kimsenin yaşamadığı üst kattaki evden gelen müzik sesi veya bebek ağlaması da bu türden seslerdir.
benim tavsiyem sesin kaynağına gitmeniz. zira korku filmleri göstermiştir ki her türlü şekilde o olayın içine gireceksiniz. en azından olacak olan tez olur.
benim tavsiyem sesin kaynağına gitmeniz. zira korku filmleri göstermiştir ki her türlü şekilde o olayın içine gireceksiniz. en azından olacak olan tez olur.
modigliani
tous le matins du monde'un ressamlı versiyonu gibi olan film.
bana öyle hissettirdi en azından. birisinde bir müzisyen "müzik şan, şöhret, para için yapılmaz; müzik için yapılır" diyor, diğerinde de ressam "önemli olan resim yapmak, ünlü bir ressam olmak değil" diyor.
bana öyle hissettirdi en azından. birisinde bir müzisyen "müzik şan, şöhret, para için yapılmaz; müzik için yapılır" diyor, diğerinde de ressam "önemli olan resim yapmak, ünlü bir ressam olmak değil" diyor.
2018'i geride bırakırken akılda kalanlar
tanrı'ya tekrar sağlam bir şekilde yöneldiğim yıl oldu. bunda yüksek ihtimalle 4 yıldır içinde bulunduğum depresyonu atlatmam etkili oldu sanırım.
bir de soren kierkegaard 2018 yılımın son aylarına damga vurdu.
temel seviyede romence öğrendim.
le bourgeois gentilhomme'u kendi müzikleriyle fransızca ve 18. yüzyıl fransızcasıyla izledim.
hayatımı %70 olasılıkla yalnız geçireceğimi fark ettim. zira bir gayrimüslimim ve türkiye'de kendime eş bulmam zor. anca yurtdışına çıkarsam. ama hristiyan bir kadın bulmak gerçekten zor günümüzde. zira hristiyan olduğunu iddia edenlerin bile çoğu hristiyanlıktan bihaber aslında.
kendime yeni hedefler belirledim bir de 2019 yılında ekonomik kriz çıksa bile benim ekonomimi iyileştirmem şart. aç değilim, açıkta değilim ama gitar teli alırken maddi olarak zorlanmamak istiyorum.
bir de soren kierkegaard 2018 yılımın son aylarına damga vurdu.
temel seviyede romence öğrendim.
le bourgeois gentilhomme'u kendi müzikleriyle fransızca ve 18. yüzyıl fransızcasıyla izledim.
hayatımı %70 olasılıkla yalnız geçireceğimi fark ettim. zira bir gayrimüslimim ve türkiye'de kendime eş bulmam zor. anca yurtdışına çıkarsam. ama hristiyan bir kadın bulmak gerçekten zor günümüzde. zira hristiyan olduğunu iddia edenlerin bile çoğu hristiyanlıktan bihaber aslında.
kendime yeni hedefler belirledim bir de 2019 yılında ekonomik kriz çıksa bile benim ekonomimi iyileştirmem şart. aç değilim, açıkta değilim ama gitar teli alırken maddi olarak zorlanmamak istiyorum.
boğa güreşi
sadece ispanya'da değil, japonya'nın okinawa adasında da yapılır. tek fark boğalar birbirine girer.
sumo güreşinin hayvanlı versiyonudur bir nevi. sumo gibi dini bir etkinliktir ayrıca.
sumo güreşinin hayvanlı versiyonudur bir nevi. sumo gibi dini bir etkinliktir ayrıca.
düğün yapmak
barok müzik ve barok danslar yapılmadığı sürece asla yapmayacağım bir eylem.
resmi nikah + kilisede tören benim için yeterli şahsen.
vals denen saçmalığı hayatta yapmam. dans olacaksa en azından minuet falan olsun.
resmi nikah + kilisede tören benim için yeterli şahsen.
vals denen saçmalığı hayatta yapmam. dans olacaksa en azından minuet falan olsun.
ortolan
minik bir kuş türü.
en fazla bir tavuk budu kadar et barındıran bu kuşu ne yazık ki biz fakirler yiyemiyoruz.
yiyen zenginler de bir kabahat işlemişler de saklıyorlarmış gibi başlarını örtüyle kapatıp öyle yerler bunu ki el kadar kuşu öldürmek bence de kabahat.
bir de buna "aroması öyle anlaşılıyor" diye kılıf uydururlar.
en fazla bir tavuk budu kadar et barındıran bu kuşu ne yazık ki biz fakirler yiyemiyoruz.
yiyen zenginler de bir kabahat işlemişler de saklıyorlarmış gibi başlarını örtüyle kapatıp öyle yerler bunu ki el kadar kuşu öldürmek bence de kabahat.
bir de buna "aroması öyle anlaşılıyor" diye kılıf uydururlar.

rolex
çocukken bir tanesini parçalamışlığım bulunan saat. epey küçük olduğum için modelini şu an hatırlamıyorum.
amacım saatin nasıl çalıştığını çözmekti. annem ve babamın da bir süreliğine ayrıldıkları bir dönemdi (sonra barıştılar).
neyse efendim evde tek başına kalmak zorunda olan bir çocuk olduğum için kitap okumaktan arta kalan boş zamanımda da nesnelerin nasıl çalıştığına dair kafa yorardım.
sonra nasıl olduysa aile yadigari olan rolex'i buldum. bir güzel parçaladım. ama birleştiremedim.
ortada delil kalmaması için de parçaları toplayıp bir çöp konteynırının içine attım.
1-2 yıl sonra annem ve babam barışınca babam saati arayıp durdu hep ama bulamadı. hatta bu sebeple epey tartıştılar ama sonra babam çok da üstelemedi.
ne yazık ki acı gerçeği kendisine hala itiraf edemedim. rolex sonuçta.
amacım saatin nasıl çalıştığını çözmekti. annem ve babamın da bir süreliğine ayrıldıkları bir dönemdi (sonra barıştılar).
neyse efendim evde tek başına kalmak zorunda olan bir çocuk olduğum için kitap okumaktan arta kalan boş zamanımda da nesnelerin nasıl çalıştığına dair kafa yorardım.
sonra nasıl olduysa aile yadigari olan rolex'i buldum. bir güzel parçaladım. ama birleştiremedim.
ortada delil kalmaması için de parçaları toplayıp bir çöp konteynırının içine attım.
1-2 yıl sonra annem ve babam barışınca babam saati arayıp durdu hep ama bulamadı. hatta bu sebeple epey tartıştılar ama sonra babam çok da üstelemedi.
ne yazık ki acı gerçeği kendisine hala itiraf edemedim. rolex sonuçta.
misionera
fernando bustamente bestesi.
ben en çok douglas niedt'in yorumunu beğendim.
bir gün çalmak istiyorum bunu.
ben en çok douglas niedt'in yorumunu beğendim.
bir gün çalmak istiyorum bunu.
eimi yamada
1959 doğumlu japon yazar ve mangaka. bazı yerlerde "pon-chan" (poncuk) ismini kullandığı da olmaktadır.
kendisi meiji üniversitesi japon dili ve edebiyatı bölümünde eğitim görmüş. öğrenciliği sırasında manga kulübünde takılmış ve liderlik karakteriyle ön plana çıkmış. üniversiteden sonra yamada futaba ismiyle manga çizmiş.
1985 yılında beddotaimuaisu (yatmadan önce dondurma) isimli kitabıyla yazarlık kariyerine adım atmış.
artık kadında nasıl bir yetenek varsa ilk kitabı da dahil olmak üzere ödül almayan kitabı yok gibi.
şimdi bu kadın yazarlık haricinde dilbilgisi araştırmalarıyla da meşhur bir kadın.
hatta tüm japonca dilbilgisi özelliklerini tek bir romana sığdırma çalışmaları da mevcuttur ki bir tanesini şu an ben çevirirken ciddi anlamda sinir krizleri geçiriyorum.
ama cidden boku wa benkyou ga dekinai gibi bir roman daha önce de okumamıştım. hakikaten çok ilginç bir roman.
mesela bir karakter yarım sayfa konuşuyor, bilgiç bilgiç laflar ediyor. sonra karşısındaki şahıs da anlamadığı halde "hee anladım" diyor. işte o anlamamazlık duygusunu çok iyi yansıtıyor size. ya da ben de hakikaten pek bir şey anlamadığım için öyle hissettim bilemedim. ama yarım sayfa tutan konuşmadan sonra gelen "hmmm anladım" tadındaki ifade gerçekten çok hoştu.
kendisi meiji üniversitesi japon dili ve edebiyatı bölümünde eğitim görmüş. öğrenciliği sırasında manga kulübünde takılmış ve liderlik karakteriyle ön plana çıkmış. üniversiteden sonra yamada futaba ismiyle manga çizmiş.
1985 yılında beddotaimuaisu (yatmadan önce dondurma) isimli kitabıyla yazarlık kariyerine adım atmış.
artık kadında nasıl bir yetenek varsa ilk kitabı da dahil olmak üzere ödül almayan kitabı yok gibi.
şimdi bu kadın yazarlık haricinde dilbilgisi araştırmalarıyla da meşhur bir kadın.
hatta tüm japonca dilbilgisi özelliklerini tek bir romana sığdırma çalışmaları da mevcuttur ki bir tanesini şu an ben çevirirken ciddi anlamda sinir krizleri geçiriyorum.
ama cidden boku wa benkyou ga dekinai gibi bir roman daha önce de okumamıştım. hakikaten çok ilginç bir roman.
mesela bir karakter yarım sayfa konuşuyor, bilgiç bilgiç laflar ediyor. sonra karşısındaki şahıs da anlamadığı halde "hee anladım" diyor. işte o anlamamazlık duygusunu çok iyi yansıtıyor size. ya da ben de hakikaten pek bir şey anlamadığım için öyle hissettim bilemedim. ama yarım sayfa tutan konuşmadan sonra gelen "hmmm anladım" tadındaki ifade gerçekten çok hoştu.
hildegard von bingen
1098-1179 yılları arasında yaşamış olan benedikten rahibesi, yazar, filozof, mistik, besteci ve daha sayamayacağımız tonla ünvanı olan alman kadın.
kendi isteğiyle manastıra girdiği söylense de başka bir söylenceye göre de babasının politik işleri sebebiyle manastıra girmiştir. manastırda jutta isimli yaşlı bir kadınla çok yakın arkadaş olmuşlardır. jutta, hildegard'a okuma ve yazma öğretmiştir. ayrıca 10 telli bir arp çalmayı da yine jutta'dan öğrenmiştir. lakin notaları jutta değil de volmar adında birinin öğrettiği söyleniyor ki volmar da hildegard'ın takipçilerinden biriymiş.
kendisi, 3 yaşından bu yana gördüğü vizyonları sadece jutta'ya anlatsa da jutta vizyonlarını başkalarına da anlatması konusunda hildegard'ı yüreklendirmiştir. böylece vizyonlarını yazmaya başlamıştır.
kendisinin çalışmaları sadece din alanında sınırlı değildir. müzik, doğa bilimleri, tıp, eczacılık ve daha bir çok konuda çalışması vardır.
kendisinin ürettiği bir yapay dil ve yapay alfabe de mevcuttur. bunları ise çalışmalarının çalınmasını engellemek amacıyla yapmıştır.
işte böyle acayip dahi bir kadındır hildegard von bingen. helal olsun kendisine diyor ve bu girdimi de kendisinin ilahileri ile sona erdiriyorum.
kendi isteğiyle manastıra girdiği söylense de başka bir söylenceye göre de babasının politik işleri sebebiyle manastıra girmiştir. manastırda jutta isimli yaşlı bir kadınla çok yakın arkadaş olmuşlardır. jutta, hildegard'a okuma ve yazma öğretmiştir. ayrıca 10 telli bir arp çalmayı da yine jutta'dan öğrenmiştir. lakin notaları jutta değil de volmar adında birinin öğrettiği söyleniyor ki volmar da hildegard'ın takipçilerinden biriymiş.
kendisi, 3 yaşından bu yana gördüğü vizyonları sadece jutta'ya anlatsa da jutta vizyonlarını başkalarına da anlatması konusunda hildegard'ı yüreklendirmiştir. böylece vizyonlarını yazmaya başlamıştır.
kendisinin çalışmaları sadece din alanında sınırlı değildir. müzik, doğa bilimleri, tıp, eczacılık ve daha bir çok konuda çalışması vardır.
kendisinin ürettiği bir yapay dil ve yapay alfabe de mevcuttur. bunları ise çalışmalarının çalınmasını engellemek amacıyla yapmıştır.
işte böyle acayip dahi bir kadındır hildegard von bingen. helal olsun kendisine diyor ve bu girdimi de kendisinin ilahileri ile sona erdiriyorum.
le dessert de gaufrettes
lubin baugin'e ait bir resim. 1630-1635 yılları arasında bir yılda yapılmış. 1954 yılından beri louvre müzesi'nde sergilenmekte.

evlilik
tanrı ile insan arasındaki ilişkinin insan ölçeğindeki hali.
evli bir çift tek bir bedendir. bu sebeple tanrı'nın birleştirdiğini insanların ayırmaması gerekir.
ama günah diye de bir kavram vardır.
yine de boşanmamak en iyisidir.
evli bir çift tek bir bedendir. bu sebeple tanrı'nın birleştirdiğini insanların ayırmaması gerekir.
ama günah diye de bir kavram vardır.
yine de boşanmamak en iyisidir.
beppo römer
eline geçtiği her fırsatta 1934'ten 1943'e kadar adolf hitler'e çeşitli suikast girişimlerinde bulunmuş alman komünist.
1939 yılında dachau toplama kampına gönderilmesi bile kendisinin hitler'e suikast planlamasına engel olmamış. "artık dersini almıştır" diye kamptan salınan römer, 1941-1943 arası çeşitli başarısız suikast girişimlerinden sonra 1944 yılında idam edilmiş.
açıkçası bu kadar macera yaşamış birisi neden bu kadar geri planda bırakılmış merak ettim doğrusu. adam stauffenberg'e göre daha istekliymiş hitler'i öldürme konusunda.
1939 yılında dachau toplama kampına gönderilmesi bile kendisinin hitler'e suikast planlamasına engel olmamış. "artık dersini almıştır" diye kamptan salınan römer, 1941-1943 arası çeşitli başarısız suikast girişimlerinden sonra 1944 yılında idam edilmiş.
açıkçası bu kadar macera yaşamış birisi neden bu kadar geri planda bırakılmış merak ettim doğrusu. adam stauffenberg'e göre daha istekliymiş hitler'i öldürme konusunda.
anın fotoğrafını paylaş
bu ara soren kierkegaard külliyatını elden geçiriyorum.
bu adam cidden benim arkadaşım gibi oldu. sanki tüm kitaplarını benim için yazmış, tüm hayatını benim için yaşamış gibi.
keşke çok daha erken okumaya başlasaydım.

bu adam cidden benim arkadaşım gibi oldu. sanki tüm kitaplarını benim için yazmış, tüm hayatını benim için yaşamış gibi.
keşke çok daha erken okumaya başlasaydım.


karartma geceleri
ikinci dünya savaşı sırasında türkiye'nin tanıştığı bir uygulama.
geceleri şehirlerin aydınlatmaları minimuma indirgenerek hava saldırılarından korunma amacı taşır.
özellikle türkiye gibi hem sovyet hem nazi tehlikesi altında olan bir ülke için çok yerinde olan bir uygulamadır.
geceleri şehirlerin aydınlatmaları minimuma indirgenerek hava saldırılarından korunma amacı taşır.
özellikle türkiye gibi hem sovyet hem nazi tehlikesi altında olan bir ülke için çok yerinde olan bir uygulamadır.
murrue ramius
kidou senshi gandamu seed karakteri.
kendisi esasında teğmen olsa da personel kıtlığı sebebiyle yüzbaşı yapılmıştır ama rütbesinin de hakkını epey vermiştir.
her türlü aracın pilotluğunu/kaptanlığını yapabilecek düzeyde bir insandır. ama esas yeteneği savaş alanındaki dehasıdır.
ayrıca çok disiplinlidir kendisi. ama yine de arada duygusallığı tutuyor işte.
ilginç olan nokta ise ingilizce seslendiricisi lisa ann belay'in daha sonra sumeragi lee noriega'yı seslendirmiş olmasıdır ki iki karakter de esasında birbirine çok benzer.
bir asker için çok tatlıdır.
kendisi esasında teğmen olsa da personel kıtlığı sebebiyle yüzbaşı yapılmıştır ama rütbesinin de hakkını epey vermiştir.
her türlü aracın pilotluğunu/kaptanlığını yapabilecek düzeyde bir insandır. ama esas yeteneği savaş alanındaki dehasıdır.
ayrıca çok disiplinlidir kendisi. ama yine de arada duygusallığı tutuyor işte.
ilginç olan nokta ise ingilizce seslendiricisi lisa ann belay'in daha sonra sumeragi lee noriega'yı seslendirmiş olmasıdır ki iki karakter de esasında birbirine çok benzer.
bir asker için çok tatlıdır.

elizabeth stuart
"kış kraliçesi" olarak da bilinen bohemya kraliçesi.
kocası v. frederick, sadece bir kış mevsimi kadar tahtta kalabildiği için kendisine bu lakap takılmıştır.
i. james olarak da bilinen vi. james'in (adam iskoçya'dayken altıncıymış ama ingiltere'ye geçince birinci olmuş) kızıdır.
kendisi edebiyat konusunda o kadar yetenekliymiş ki okuduğu kitapları hep hafızasında tutarmış.
eşi frederick ölünce üç gün ne uyumuş, ne yemiş, ne de içmiş. öyle ağır bir yas tutmuş kendisi. i. charles durumuna üzülüp kendisini ingiltere'ye çağırmış ama "bohemya artık benim vatanım oldu" deyip charles'ı da reddetmiş. emeklilik günlerini bohemya'da geçirmiş. stuart hanedanı tekrar ingiltere'yi ele geçirince de "gideyim bari" demiş ve ingiltere'ye gittikten kısa bir süre sonra 13 şubat 1662 tarihinde ölmüş.
kocası v. frederick, sadece bir kış mevsimi kadar tahtta kalabildiği için kendisine bu lakap takılmıştır.
i. james olarak da bilinen vi. james'in (adam iskoçya'dayken altıncıymış ama ingiltere'ye geçince birinci olmuş) kızıdır.
kendisi edebiyat konusunda o kadar yetenekliymiş ki okuduğu kitapları hep hafızasında tutarmış.
eşi frederick ölünce üç gün ne uyumuş, ne yemiş, ne de içmiş. öyle ağır bir yas tutmuş kendisi. i. charles durumuna üzülüp kendisini ingiltere'ye çağırmış ama "bohemya artık benim vatanım oldu" deyip charles'ı da reddetmiş. emeklilik günlerini bohemya'da geçirmiş. stuart hanedanı tekrar ingiltere'yi ele geçirince de "gideyim bari" demiş ve ingiltere'ye gittikten kısa bir süre sonra 13 şubat 1662 tarihinde ölmüş.
bayreuth festivali
almancası bayreuther festspiele olan müzik ve wagner festivali.
her ne kadar müzik festivali olsa da ana tema her zaman der ring des nibelungen'dir. hayli uzun olan bu opera (performansa göre 15-16 saat) 3-4 güne bölünerek sahnelenir.
lakin günümüzde her zaman der ring des nibelungen olmuyormuş. başka operaların da ana tema olduğu festivaller oluyormuş bazen.
çto takoye iskusstvo isimli kitabında tolstoy, "parası neyse verdim ben de gittim ama bok gibiydi" demiştir bu festival hakkında. zaten kendisi beethoven'ı da wagner'i de çok sevmez. hak veriyorum adama ama.
bu festival için her sene sadece 58000 bilet basılır ama neredeyse 500000-1000000 arası insan bilet almak ister. haliyle bir defa bilet alabilen insana bir daha bilet kolay kolay satılmaz.
bilet satın almak için önce başvuru yaparsınız, sonra başvurunuz kabul edilirse biletinizi alabilirsiniz.
bir de bilet aldınız diyelim ama gidemediniz. biletinizi başkasına satma imkanınız yok. zira kimlik soruyor adamlar.
aslında bence der ring için gayet ucuz biletler. en önler 320 euro, arkalar ve balkon 45 euro. euro ile maaş alan birinin bilet alamayacağını hiç zannetmiyorum. avrupa'da yaşasam kesin giderdim buna.
her ne kadar müzik festivali olsa da ana tema her zaman der ring des nibelungen'dir. hayli uzun olan bu opera (performansa göre 15-16 saat) 3-4 güne bölünerek sahnelenir.
lakin günümüzde her zaman der ring des nibelungen olmuyormuş. başka operaların da ana tema olduğu festivaller oluyormuş bazen.
çto takoye iskusstvo isimli kitabında tolstoy, "parası neyse verdim ben de gittim ama bok gibiydi" demiştir bu festival hakkında. zaten kendisi beethoven'ı da wagner'i de çok sevmez. hak veriyorum adama ama.
bu festival için her sene sadece 58000 bilet basılır ama neredeyse 500000-1000000 arası insan bilet almak ister. haliyle bir defa bilet alabilen insana bir daha bilet kolay kolay satılmaz.
bilet satın almak için önce başvuru yaparsınız, sonra başvurunuz kabul edilirse biletinizi alabilirsiniz.
bir de bilet aldınız diyelim ama gidemediniz. biletinizi başkasına satma imkanınız yok. zira kimlik soruyor adamlar.
aslında bence der ring için gayet ucuz biletler. en önler 320 euro, arkalar ve balkon 45 euro. euro ile maaş alan birinin bilet alamayacağını hiç zannetmiyorum. avrupa'da yaşasam kesin giderdim buna.

