bir momoe yamaguchi şarkısı.
esasında şarkıyı japon tren şirketi japan railways (jr) sipariş vermiştir. reklam şarkısı olsa da tutmuştur.
bir de japonya'nın ikinci dünya savaşı sonrası ilk neslinin duygu dünyasını çok iyi ifade eden şarkılardan birisidir. hep bir "ah keşke x de bizimle olsaydı" özlemi vardır bu nesilde. zira savaşta birçok insan yakınını kaybetmiştir.
ama yine de insanın hakikaten seyahata çıkası geliyor. belki beni de bir kilisede bekleyen vardır kim bilir?
tren demişken bir de şu çıktı karşıma:
christian rosenkreuz
@christian rosenkreuz yazar
405
entry
5
takipçi
7
takip edilen
822
beğeni
291
favori
13,019
puan
Efsane Yazar
unutulmaz sözler
"it's not the tool, it's the artist"
içinizde sanat yapmaya dair bir şeyler varsa her türlü yaparsınız.
içinizde sanat yapmaya dair bir şeyler varsa her türlü yaparsınız.
Sözlük yazarlarının kendi eserleri
bugün biraz verimsiz geçti.
zaytung
"seks kaseti 1.5 dakika süren milletvekili çifte utanç yaşıyor" haberiyle sesli güldüren ahlaksız haber sitesi.
teoman
medyada gösterilenin aksine düzgün karakterli bir insandır. benim düşüncem o yönde en azından.
adam duş şarkısını çıkardığında medya çok üstüne gitmişti "vay efendim nasıl seksten bahsedersin" diye de, halbuki medya da teoman'dan farksız bir şey yapmıyor.
insanlar galiba bunun ayrımına varamadığı için medyanın "ahlaksız" dediğine ahlaksız diyor. ama adamlar esas ahlaksızın medya olduğunun farkına varamıyor.
adam duş şarkısını çıkardığında medya çok üstüne gitmişti "vay efendim nasıl seksten bahsedersin" diye de, halbuki medya da teoman'dan farksız bir şey yapmıyor.
insanlar galiba bunun ayrımına varamadığı için medyanın "ahlaksız" dediğine ahlaksız diyor. ama adamlar esas ahlaksızın medya olduğunun farkına varamıyor.
hukuk
atatürk'ün de dediği gibi devletin temelidir.
hukukun işlemediği bir ülke, ne kadar devlet olarak kabul edilebilir tartışılır.
zaten hukuk biraz zayıflasın, hemen mafyatik oluşumlar ortaya çıkar. bir ülkede hukukun durumunu ne kadar çok mafyatik oluşuma sahip olup olmadığıyla gözlemleyebilirsiniz.
mesela japonya da bu tür ülkelerden birisidir. ne kadar gelişmiş bir ülke olsa da, türkiye'dekinden hallice bir hukuk sistemi vardır. japonya'daki avukatlara sorun "neden avukat olmak istediniz?" diye, büyük çoğunluğu "hukuk sistemi yüzünden ailem adalet bulamadı. ben de kafaya taktım hukuk okumayı" diyeceklerdir.
haklı olduğunuz halde birisine dava açmanız bile ayıp karşılanıyor ülkede.
gerçi hafiften 2000 nesli ile değişiyor gibi. belki bu hukuk sistemine de el atarlar. ama japonya'daki 2000 nesli de pek iç açıcı değil. 20'lerin ortasında ikinci üniversitemi okuduğum için hem 90 neslini hem de 2000 neslini gözlemleme imkanı buluyorum.
hukukun işlemediği bir ülke, ne kadar devlet olarak kabul edilebilir tartışılır.
zaten hukuk biraz zayıflasın, hemen mafyatik oluşumlar ortaya çıkar. bir ülkede hukukun durumunu ne kadar çok mafyatik oluşuma sahip olup olmadığıyla gözlemleyebilirsiniz.
mesela japonya da bu tür ülkelerden birisidir. ne kadar gelişmiş bir ülke olsa da, türkiye'dekinden hallice bir hukuk sistemi vardır. japonya'daki avukatlara sorun "neden avukat olmak istediniz?" diye, büyük çoğunluğu "hukuk sistemi yüzünden ailem adalet bulamadı. ben de kafaya taktım hukuk okumayı" diyeceklerdir.
haklı olduğunuz halde birisine dava açmanız bile ayıp karşılanıyor ülkede.
gerçi hafiften 2000 nesli ile değişiyor gibi. belki bu hukuk sistemine de el atarlar. ama japonya'daki 2000 nesli de pek iç açıcı değil. 20'lerin ortasında ikinci üniversitemi okuduğum için hem 90 neslini hem de 2000 neslini gözlemleme imkanı buluyorum.
çocukken hayal edilen meslek
yazarlık.
hala da devam ediyorum hayalime. ama hala amatörüm.
japonca ve türkçe şiirler yazıyorum.
hala da devam ediyorum hayalime. ama hala amatörüm.
japonca ve türkçe şiirler yazıyorum.
Sözlük yazarlarının kendi eserleri
tam olmadı ama...
bara no seidou
kanjilerle yazımı 薔薇の聖堂 şeklinde olan dördüncü malice mizer albümü. 23 ağustos 2000 tarihinde piyasaya sürülmüştür. bara no seidou, güllerin tapınağı gibi bir anlama geliyor ki bence hem malice mizer hem versailles'daki bu gül takıntısı berusaiyu no bara'dan geliyor. zira hem mana, hem kamijo ve hizaki bu animeye hasta. daha geçenlerde mana twitter hesabından "bana hediye geldi bu, çok sevindim" temalı bir iletiyle birlikte bir oscar françois de jarjayes figürü koymuştu.
ilginç bir şekilde ben malice mizer'ı lise yıllarımda, daha berubara'dan haberim yokken çok sevmiştim. sebebi ise o zamanlarda da barok müziğe epey takık olmamdı. klavseni o günlerde de pek severdim. hatta sırf klavsen kullanılıyor diye beast of blood gibi rezil bir şarkıyı defalarca dinlemiştim. ama yıllar sonra berubara'yı izleyince hissettiğim "bu tam benlik bir anime" duygusunun ertesinde ana akım japon rock müziğinden kopup tekrar malice mizer, moi dix moix, lareine, hizaki, versailles dinlemeye başlamam da ilginç bir olay bence. demek ki ben bu adamlarla ortak bir frekansı paylaşıyorum.
neyse yine birileri "konudan çok sapıyorsun" diye kızmadan, tekrar konuya dönelim. bu albümün aslında bir a yüzü ve b yüzü var. kasetteki ayrımdan bahsetmiyorum. albümün iki yüzü var bana göre. bir yüz mana'nın grubun eski davulcusu kami'nin ölümü sonrasındaki travmasını yansıtıyor ve oldukça karanlık bir yüz. bu albüm tıpkı mozart'ın babasının ölümden sonra yazdığı don giovanni operasına benziyor. müziklerde bir kasvet, bir kayboluş havası var bence.
aslında malice mizer ve mana, gitarıyla öne çıkmadı hiçbir zaman. ama bu albümde ağırlıklı olarak org ve klavsen olması da ilginç. bir de koro performansları diğer albümlere oranla daha fazla. olur da bir gün mana bey ile karşılıklı bir çay içme lütfunu elde edersem soracağım bunun sebebini. adam depresyona girince kendini piyanoya verdiyse demek ki. hayır bir de, kötü performans da yok. çok acayip, matematiksel desenler barındıran riffler yazmış adam. insanın aklına çizimleriyle ünlü escher geliyor bazı piyano melodilerinde. közi'nin bestesi olan kagami no butou genwaku no yoru'da bile klavye çalmış adam.
hazır közi'den laf edilmişken, onun parçalarından da bahsedeyim. zaten iki tane parçası var topu topu. aslında besteleri mana'nın bestelerinden çok da ayrılamıyor. hatta ben tüm albümü toptan mana besteledi zannetmiştim. muhtemelen közi de mana'nın içinde bulunduğu depresif havanın farkında olacak ki "çok da şey etmeyeyim" deyip albümün içinde erimeyi seçmiş sanırım.
ama kagami no butou genwaku no yoru'daki keman+klavsen olayı çok iyi olmuş bence.
albümün tamamının iyi olduğunu düşünsem de bence albümün zirvesi shiroi hada ni kuruu ai to kanashimi no rondo. o kadar klavyeden sonra gitar sesi duymak iyi geliyor insana.
albümdeki şarkılara teker teker klip çekmekle uğraşmayalım diye bir de bara no konrei (gül'ün evliliği) isimli bir film çekmiştir malice mizer elemanları ayrıca.
ilginç bir şekilde ben malice mizer'ı lise yıllarımda, daha berubara'dan haberim yokken çok sevmiştim. sebebi ise o zamanlarda da barok müziğe epey takık olmamdı. klavseni o günlerde de pek severdim. hatta sırf klavsen kullanılıyor diye beast of blood gibi rezil bir şarkıyı defalarca dinlemiştim. ama yıllar sonra berubara'yı izleyince hissettiğim "bu tam benlik bir anime" duygusunun ertesinde ana akım japon rock müziğinden kopup tekrar malice mizer, moi dix moix, lareine, hizaki, versailles dinlemeye başlamam da ilginç bir olay bence. demek ki ben bu adamlarla ortak bir frekansı paylaşıyorum.
neyse yine birileri "konudan çok sapıyorsun" diye kızmadan, tekrar konuya dönelim. bu albümün aslında bir a yüzü ve b yüzü var. kasetteki ayrımdan bahsetmiyorum. albümün iki yüzü var bana göre. bir yüz mana'nın grubun eski davulcusu kami'nin ölümü sonrasındaki travmasını yansıtıyor ve oldukça karanlık bir yüz. bu albüm tıpkı mozart'ın babasının ölümden sonra yazdığı don giovanni operasına benziyor. müziklerde bir kasvet, bir kayboluş havası var bence.
aslında malice mizer ve mana, gitarıyla öne çıkmadı hiçbir zaman. ama bu albümde ağırlıklı olarak org ve klavsen olması da ilginç. bir de koro performansları diğer albümlere oranla daha fazla. olur da bir gün mana bey ile karşılıklı bir çay içme lütfunu elde edersem soracağım bunun sebebini. adam depresyona girince kendini piyanoya verdiyse demek ki. hayır bir de, kötü performans da yok. çok acayip, matematiksel desenler barındıran riffler yazmış adam. insanın aklına çizimleriyle ünlü escher geliyor bazı piyano melodilerinde. közi'nin bestesi olan kagami no butou genwaku no yoru'da bile klavye çalmış adam.
hazır közi'den laf edilmişken, onun parçalarından da bahsedeyim. zaten iki tane parçası var topu topu. aslında besteleri mana'nın bestelerinden çok da ayrılamıyor. hatta ben tüm albümü toptan mana besteledi zannetmiştim. muhtemelen közi de mana'nın içinde bulunduğu depresif havanın farkında olacak ki "çok da şey etmeyeyim" deyip albümün içinde erimeyi seçmiş sanırım.
ama kagami no butou genwaku no yoru'daki keman+klavsen olayı çok iyi olmuş bence.
albümün tamamının iyi olduğunu düşünsem de bence albümün zirvesi shiroi hada ni kuruu ai to kanashimi no rondo. o kadar klavyeden sonra gitar sesi duymak iyi geliyor insana.
albümdeki şarkılara teker teker klip çekmekle uğraşmayalım diye bir de bara no konrei (gül'ün evliliği) isimli bir film çekmiştir malice mizer elemanları ayrıca.
2019
amatör sanatçılıktan profesyonel sanatçılığa geçmek istediğim yıl.
tabii sanatımın amacı ve tarzım hep aynı kalacak. ama artık sanata harcadığım para bütçemi zorlamaya başladı.
tabii sanatımın amacı ve tarzım hep aynı kalacak. ama artık sanata harcadığım para bütçemi zorlamaya başladı.
nagasaki
japonya'nın liman kentlerinden birisi olduğu için tarihsel açıdan çok önemli bir şehridir.
yabancıların japonya'ya çıkmadan ticaret yapabilmesi adına denizi doldurarak oluşturulan yapay dejima adası bugün hala tarihi dokusunu koruyor örneğin.
ayrıca şehirde, japonya'ya yabancılara kapatılmadan önce yabancıların sahibi olduğu mülklerin de bazıları hala ayakta duruyor. hatta bazı evlerin yüzlerce yıllık adres taşları hala yerinde.
ayrıca japonya'daki çin mahallelerinden birisi de burada.
kore'ye yakın olduğu için koreli geçmişe sahip çok insan da vardır ama çok söz etmezler bundan. zira japonya'da koreli olmak çok da iyi bir şey değildir.
yabancıların japonya'ya çıkmadan ticaret yapabilmesi adına denizi doldurarak oluşturulan yapay dejima adası bugün hala tarihi dokusunu koruyor örneğin.
ayrıca şehirde, japonya'ya yabancılara kapatılmadan önce yabancıların sahibi olduğu mülklerin de bazıları hala ayakta duruyor. hatta bazı evlerin yüzlerce yıllık adres taşları hala yerinde.
ayrıca japonya'daki çin mahallelerinden birisi de burada.
kore'ye yakın olduğu için koreli geçmişe sahip çok insan da vardır ama çok söz etmezler bundan. zira japonya'da koreli olmak çok da iyi bir şey değildir.
detoks tarifleri
bir hafta internetten uzak durmak. daha doğrusu sosyal medyadan.
şu andan itibaren başlıyorum. bakalım nasıl bir sonuç verecek.
sadece klasik gitar çalışmalarımı yayınlamak ve ödev araştırmaları için kullanacağım interneti. bu sebeple blocksite isimli eklentiyi kurdum.
şu andan itibaren başlıyorum. bakalım nasıl bir sonuç verecek.
sadece klasik gitar çalışmalarımı yayınlamak ve ödev araştırmaları için kullanacağım interneti. bu sebeple blocksite isimli eklentiyi kurdum.
güven sözlük yazarlarının satın aldıkları son kitap
satın almadım, kütüphaneden aldım ama yazayım:
thomas aquinas - summa theologica
daha birinci cildindeyim. dört cilt daha var.
thomas aquinas - summa theologica
daha birinci cildindeyim. dört cilt daha var.
Sözlük yazarlarının kendi eserleri
kolaj film
gitar
ilk örneklerine hititlerin ve mısırlıların elinde rastlanan enstrüman.
hatta dünya üzerindeki ilk gitarın çorum'da bulunması bazı insanlara "heheh çorum ne lan?" dedirtmiştir.
işte yaşadığımız topraklara bu kadar yabancıyız. zira bugün çoğu ankaralı, ankara kelimesinin gemi çapasından türediğini bilmez. bugün irlanda'da yaşayan keltlerin bir bölümünün ankara'yı kurduğunu bilmez.
şu ilk gitar avrupa'da bir yerlerde bulunsaydı nasıl reklamını yaparlardı. biz daha hititlerin başkenti çorum'a gitmiyoruz "ne yapacağız la orada?" diyerek.
hatta dünya üzerindeki ilk gitarın çorum'da bulunması bazı insanlara "heheh çorum ne lan?" dedirtmiştir.
işte yaşadığımız topraklara bu kadar yabancıyız. zira bugün çoğu ankaralı, ankara kelimesinin gemi çapasından türediğini bilmez. bugün irlanda'da yaşayan keltlerin bir bölümünün ankara'yı kurduğunu bilmez.
şu ilk gitar avrupa'da bir yerlerde bulunsaydı nasıl reklamını yaparlardı. biz daha hititlerin başkenti çorum'a gitmiyoruz "ne yapacağız la orada?" diyerek.
ekşi sözlük
bazı yazarları fena saçmalayan sözlük.
ingilizce'deki "idle" ile arapça'daki "atıl"ın ses benzerliğinden yola çıkarak ikisi arasında bağ olduğunu kanıtlamaya çalışırken, idle kelimesinin latince'den ingilizce'ye geçtiğini savunmuş bir tanesi mesela.
oysa ki sağlam kaynaklardan araştırsa idle kelimesinin esasında latin kökenli değil, cermen kökenli olduğunu anlardı. zira latin dilleri ile cermen dilleri arasında çok az benzerlik vardır.
arapça'daki atıl kelimesiyle bir bağlantısı olabilir, lafım ona değil de; bu adamlar nereden araştırıyor, hangi kitapları okuyor da böyle yanlış bilgilere ulaşabiliyor çok merak ediyorum şahsen.
bir de şehir efsaneleri, doğru zannedilen yanlış bilgiler epey var kendisinin bünyesinde.
ingilizce'deki "idle" ile arapça'daki "atıl"ın ses benzerliğinden yola çıkarak ikisi arasında bağ olduğunu kanıtlamaya çalışırken, idle kelimesinin latince'den ingilizce'ye geçtiğini savunmuş bir tanesi mesela.
oysa ki sağlam kaynaklardan araştırsa idle kelimesinin esasında latin kökenli değil, cermen kökenli olduğunu anlardı. zira latin dilleri ile cermen dilleri arasında çok az benzerlik vardır.
arapça'daki atıl kelimesiyle bir bağlantısı olabilir, lafım ona değil de; bu adamlar nereden araştırıyor, hangi kitapları okuyor da böyle yanlış bilgilere ulaşabiliyor çok merak ediyorum şahsen.
bir de şehir efsaneleri, doğru zannedilen yanlış bilgiler epey var kendisinin bünyesinde.
kamehameha
rezil youtube kanalımı takip ederek beni onurlandırmış yazar. halbuki ben orayı ciddi amaçla açmamıştım.
neyse madem iki takipçim var, klasik gitara biraz daha yoğun çalışayım.
neyse madem iki takipçim var, klasik gitara biraz daha yoğun çalışayım.
itiraf köşesi
popüler kültürle çok içli dışlı olmadığım için çoğu ismi çok sık duysam bile hiç tanımıyorum.
mesela edis diye bir adam var sanırım, hiç oturup bir şarkısını dinlemiş değilim.
bazen televizyonda "ünlü manken x..." falan diyor, benim en son tanıdığım manken çağla şikel'di mesela.
varın siz hesap edin kaç yıldır televizyon izlemediğimi.
bu arada şıklığıyla gündeme gelen serenay sarıkaya ne iş yapar hiç bilmiyorum.
mesela edis diye bir adam var sanırım, hiç oturup bir şarkısını dinlemiş değilim.
bazen televizyonda "ünlü manken x..." falan diyor, benim en son tanıdığım manken çağla şikel'di mesela.
varın siz hesap edin kaç yıldır televizyon izlemediğimi.
bu arada şıklığıyla gündeme gelen serenay sarıkaya ne iş yapar hiç bilmiyorum.
serenay sarıkaya şıklığı
bir stilist evladı ve amatör anime karakteri tasarımcısı olarak çok yaratıcı bulduğum şıklıktır.
ben ki 15 yıldır anime karakterleri ve onların giysilerini tasarlarım kendi çapımda, hayatta böyle bir giysi aklıma gelmezdi.
kendisi anime karakteri olarak iş yapabilir japonya'da, bir düşünsüm derim.
ben ki 15 yıldır anime karakterleri ve onların giysilerini tasarlarım kendi çapımda, hayatta böyle bir giysi aklıma gelmezdi.
kendisi anime karakteri olarak iş yapabilir japonya'da, bir düşünsüm derim.
hediye alınan kişinin hediyeyi beğenmemesi
saçma bir durumdur.
hediye insana isteği dışında ona verilen bir şeydir. haliyle bir insana hediye almak görev değildir. hediye o insan sevildiği için verilir.
haliyle bir insan her türlü hediyeden mutlu olmak zorundadır.
ama şimdi hediye var, hediye var. birisi bana hoşlanmayacağım bir şeyi kasıtlı olarak hediye ediyorsa orada bir art niyet vardır.
hediye insana isteği dışında ona verilen bir şeydir. haliyle bir insana hediye almak görev değildir. hediye o insan sevildiği için verilir.
haliyle bir insan her türlü hediyeden mutlu olmak zorundadır.
ama şimdi hediye var, hediye var. birisi bana hoşlanmayacağım bir şeyi kasıtlı olarak hediye ediyorsa orada bir art niyet vardır.






