confessions

nushirevan

azurenin son damlası - 2. Nesil Yazar

  1. toplam giri 1171
  2. takipçi 13
  3. puan 7201

katlanamadığınız davranışlar

nushirevan
Misafirlerin sus pus 7 saat 5'e 10 kalas gibi oturduktan sonra, giderken apartman boşluğunda muhabbeti koyulaştırması, bi türlü gidememesi, Allaha ısmarladıklaşması, tekrar gelin bunu kabul etmeyizden, "bi yemek yiyeydiniz yanına koyim"lere kadar söylenmeleri, o sensörlü ışığı defalarca yakıp söndürmesi, ışık hızıyla çıkarılan ayakkabıların zamanın göreceliliğini sorgulatırcasına yavaş giyilmesi ve evin sümüklü çocuğunun giderayak şirinmiş gibi tekrar öpülmeye çalışılması, o sırada misafirlik boyunca odasından çıkmayan çocuğun belki tatlı artmıştır diye mutfağa giderken yakalanmasından mütevellit utanması ve bi türlü o "bay bay de ablaya" komutuna cevap verememesi, annesinin "utandı utandı" diyerek sahte sırıtışları, o sırada apartmanın dedikodudan sorumlu istihbarat ablasının karşı delikten bakıyor oluşu, misafirler arabasına binerken kontra dedikoduların, adam gömmelerin konuşulması... doluyum sözlük.. söyletme daha..

nushirevan

nushirevan
Aslında "Nuşirevan" olarak okunur ki, Hz.Ömer'den sonra dünyada adaleti ile ün salmış bir Sasani hükümdarıdır. (bkz:Nizamülmülk)ün (bkz:Siyasetname) adlı eserinde adaleti ile ilgili çeşitli kıssalar mevcuttur.

Kısaca değineyim:

Nuşirevan bir gün avda iken bir kadın kendini okunun önüne atar. Nuşirevan kadına bunun nedenini sorar. Kadın hükümdarın ulaşılamaz olduğunu, çevresini saran dalkavuklar yüzünden derdini kendisine ulaştıramadığını bu yüzden bunu yaptığını söyler. Hükümdar halkının derdini kendisine anlatması gerekliliği hakkında tarihi bir karar alır. Sarayında yattığı odanın balkonuna devasa bir çan astırır ve derdi olanın çana bağlı iple bu çanı çalarak balkondan hükümdara derdini anlatabileceğini ilan eder. Halk artık büyük küçük her derdi için zili çalmaya ve hükümdara balkondan derdini anlatmaya başlar. Adil hükümdar dertleri dinler ve tek tek not alarak çözümler buldurur, halka adalet dağıtır. Öyle ki bu durum 8 yıl boyunca neredeyse aralıksız devam eder. Hükümdar bu hizmetten ötürü zayıflar, uykusuz kalır. Günlerden öyle bir gün gelir ki çan hiç çalmaz. Hükümdar vezire sorduğunda, vezir bunun sebebinin artık memlekette kimsenin derdinin kalmaması olduğunu söyler ve ekler: "madem zil de çalmıyor, siz uyuyup dinlenin artık" Hükümdar 8 yıldır ilk defa huzurlu bir uyku çekecektir. Tam yastığa kafasını koyar ki zil çalar. Ayaklanır fakat vezir onu durdurur: "Aman hünkarım yatınız.. Bir uyuz eşek.. Sırtı kaşınıyor belli ki kendini ipe sürtüyor.. Siz uyuyun" Hükümdar gülümser: "hayır vezir! o da adalet istiyordur"

Emir çıkarır: eşek bulunacak, sahibi saraya getirilecek!

Bir gün geçmeden eşek ve sahibi çamaşırcı saraya getirilir. Öğrenilir ki çamaşırcının eşeği artık yaşlandığı için iş yapamaz olmuş, çamaşırcı da bunu dövmekten usanmış, salmış çayıra..

Nuşirevan-ı Adil hüküm verir: Ey çamaşırcı! Bu eşek sana bunca yıl çalıştı, hizmet etti.. Hani bunun emekliliği? Mükafatı bu mudur? Bundan sonra eşeği ahırına koyacak, o ölene kadar taze yem ve su ile besleyeceksin, her gün güzel sözler söyleyip seveceksin. Cezan eşek ecelinden öldüğünde biter..Yok, eşek ecelinden değil senin veya bir başkasının elinden ölürse vay haline!

Hikaye bu.. Adil hükmetmekle ilgili aldığım ilk ders 11.yüzyıldan gelmişti. Sonra Aşık Veysel şunu dedi:

"Nuşverani Adil, nerede tahtı?
Süleyman mührünü kime bıraktı?
Resülü ekremin kanunu haktı
Her ömrün sonunda bir feryat gördüm"

Velhasıl hoş bulduk

taş kağıt makas

nushirevan
İkinci dünya savaşı zamanında, bir grup arasında karar vermekte güçlük olduğunda başvurulan basit bir yöntem olarak ortaya çıkmış, zamanla bir oyun haline gelmiştir.

Her ne kadar bir oyun olsa da, aslında bu el hareketleri bir alegoriden ibarettir:

Taş: Komunist Sovyetler diktatörü Stalin'in yumruğunu temsil eder.
Kağıt: Nazi Almanya'sının diktatörü Hitler'in klasikleşen selamıdır.
Makas: Sömürgeci İngiltere'nin savaş bakanı Churchill'in zafer işaretidir.

3'ün 2'li kombinasyonu, oyunu iki kişi oynuyorsa size %50 kazanma şansı verir. Taş, makası ezer. Kağıt, taşı kaplar. Makas, kağıdı böler. Üçe kadar sayılır ve elinizin en son yaptığı hareket sizin hamlenizi belirler. Aynı hareketler, beraberlik anlamındadır. Beraberlik bozulana dek oyuna devam edilir. El hareketiniz ne olursa olsun, aynı olmadığı müddetçe bir kazanan ve bir kaybeden olacaktır. Anlaşmazlık olan durumlarda, yazı-tura veya kısa çöp çekme oyunlarından sonra, ikili mücadelede eleme yöntemi ile seçiçi olana karar verilebilen klasikleşen bir oyundur.

Ancak bir istisna ile.. Oyun 3 kişi ile oynanırsa, ihtimaller arasında paradoks doğar. Eğer üç oyuncu, 3'e kadar saydıktan sonra her biri farklı bir el hareketi ile tamamlarsa, oyuncular birbirini yenmelerine rağmen ortaya sonsuz bir döngü çıkar.

...Taş, makası ezer.
Kağıt, taşı kaplar.
Makas, kağıdı böler.
Taş, makası ezer.
Kağıt, taşı kaplar.
Makas, kağıdı böler....

Dünyanın en adil karar verme oyunu, bir kararsızlık döngüsüne girer.

sinestezi

nushirevan
"Eş zamanlı" ve "algılama" kelimelerinin yunanca karşılığı olan sinestezi; duyu organlarının çevresini iç içe algılayarak, sahibine karmaşık duygular yaşattığı, yetenek gibi görünse de yaygın kanıya göre bir rahatsızlık.

Ben de ileri seviye bir sinesteziğim ama bu nanenin aslında nasıl işlediğini biraz anlatayım:

Doğduğunuzda beynin duyu algıları arasındaki nöron bağlantıları eşsizdir. Ancak bunu kontrol edebilecek iradeye henüz sahip değilsinizdir.

Görmek için gözü, duymak için kulağı, koklamak için burnu, tatmak için dili ve hissetmek için ten'inizi kullanma ihtiyacınız; bu kabiliyetlerinizin zamanla birbirinden ayrılarak beyinle çok daha güçlü bir şekilde çalışmasını sağlar.

Duyu organlarının her biri, beyin sinapsları arasında çok güçlü bağlar oluştururken, birbirleri arasındaki var olan ilişkiyi de zamanla köreltir.

Bizim durumumuzda durum, yeni doğmuş bir bebeğin beyninin nöronik ağlarına benziyor. Duyu organlarının beyinle olan iletişimi, birbirleriyle olan ilişkilerinden zayıfsa sinesteziksinizdir.

Daha anlaşılır olması için şunu deneyin:

Gözlerinizi kapatıp sesli bir şekilde "yeşil erik.. yeşil erik.." diye tekrarlayın.. Biraz sonra ağzınıza neredeyse tadı gelir gibi olacak. Salgı bezleriniz, beynin hatıra bölümünden o tadı dilinize değmesini sağlayacak ama bir erik kütürdetmek gibi olmayacak tabi..

Hah! İşte biz o eriğin tadını hepten alabiliyor, üstüne tuz olsun diye de "demir" diyoruz mesela :)

telegram

nushirevan
Elektriksel ve manyetik faaliyetler sürdüren insan beyninin elektrotlar tarafından kolaylıkla algılanabilen radyo dalgalarını manipüle ettiği rivayet edilen bir işkence, beyin yıkama teknolojisidir.

Mikro cerrahi yöntemleriyle, piezo elektrik dönüştürüler kullanılarak işitsel, görsel materyaller kullanan bu manipülatif gizli teknoloji, her ne kadar komplo teorisi olarak bilinse de çeyrek asırı aşkın bir süredir NSA saha ajanları tarafından kullanıldığı biliniyor.

1972'de Amerika'da çok çarpıcı “dıştan etkileme” deneyi yapılır. Psikolog Doktor Delgado; bir stadyumun ortasında, dört nala saldıran bir boğanın gelişini, televizyon kumandasına benzer bir araçla, kıpırdamadan seyreder. 5-10 adım kala elindeki bir düğmeye basar. Azgın boğa duraklar, sonra da sakin sakin etrafta gezinir. Delgado bir başka düğmeye basınca hayvan yine kızgın hâline dönüşür, burnundan köpükler saçar. Ön ayağıyla tepinir ve saldırıya hazırlanır, somra yine bir düğmeyle tekrar uslu öküz olur.



Bu farklı davranışlar, boğanın daha önce deri altına yerleştirilen çipler sayesinde, beyninin öfke ve huzur bölgelerine elektrik vermekle mümkün olmuştur.

Zaman içinde gelişen bilgisayarlar, EEG'leri kullanarak insanların beyninde düşük genlikteki duygu imza kümelerini belirledi, analiz etti ve tecrit etmeyi öğrendi.

Daha anlaşılır biçimi şu:

Örneğin bir Aselsan mühendisisiniz ve muazzam önemli bir buluşa imza atmak üzeresiniz. Diş tedavisi için gittiğiniz bir klinikte, telegram kullanan odaklar tarafından ele geçiriliyorsunuz. Kulağınız ile beyniniz arasına küçük bir cihaz yerleştirildiğinin farkına bile varmıyorsunuz. Varolmayan sesler duymaya başlıyorsunuz: "Karın seni aldatıyor" , "Delisin sen", "Öldür kendini kurtul"..

Bu yöntemin göz alıcıları ile beyin arasında olduğunu düşünün: Göz kapakları açık olduğu halde bilgisayardan gönderilen görüntüleri görüyorsunuz. Bu aslında var olmayan şeylerin, kendini Hz.Muhammed olarak tanıttığını düşünün.. En aklı başında adamı bile delirtebilir. (bkz:Hasan Mezarcı) (bkz:Salih Mirzabeyoğlu)

cuma

nushirevan
Matematikte arapça toplamak manasındaki "cem" kökünden türetilmiş, "toplanma günü" olarak kabul edilen haftanın 5.günüdür. Her güne özgü özelliklerde; cuma namazı, Abdurrahman Önül sayfasından allı güllü morlu bülbüllü kutlama mesajlarıyla zihnimize kazınmış mübarek bir gündür. Tıpkı dini bayramlarda olduğu gibi, Cuma gününde de aidiyet hissedilmediğini belirtir biçimde atılan mesajlara da gıcık olurum: "CumaNız Mübarek Olsun" değil "CumaMız Mübarek Olsun"dur o ama bir harf yüzünden toplu mesajlarda harcadığın kotaya saygım yüzünden bişey demiyorum sana.

bir

nushirevan
Sıfırın halefidir. Yokluktan varlığa geçişi ile kendinden öncekini inkar etmesi bir yana, bencil sıfırın aritmetik uygulamalarını da tedavülden kaldırmıştır. Sıfırla çarpılan rakamlar yine sıfır ile karşılaşırken, "bir" rakamlar arasında ayna görevi görür. Hangisiyle çarparsan çarp, çarpılan rakam yine kendisini görecektir.

bence bir insanda

nushirevan
mutlaka en az bir yetenek vardır ama onu ortaya çıkarabilecek bir kader çizgisine sahip olmalıdır. Eğer bundan mahrum kalırsa öyle dümdüz bir adam zannedilerek bu hayattan göçmüş bile olabilir. Bu da Nazım Hikmet'in şu şiirini hatırlatıyor:

"En güzel deniz:
henüz gidilmemiş olandır.
En güzel çocuk:
henüz büyümedi.
En güzel günlerimiz:
henüz yaşamadıklarımız.
Ve sana söylemek istediğim en güzel söz:
henüz söylememiş olduğum sözdür."

kürdistan

nushirevan
Ulus devlete evrilmeden önce belli bir coğrafi bölgeyi tanımlamada kullanılırken; zamanla hayali siyasal çizgilerle materyalize edilmiş, bölücü örgütlerin (bkz:megalo idea)sıdır. Eğer kelime bu kadar politize edilmiş olmasaydı "karadenizliyim" ile "kürdistanlıyım" arasında bir fark olmayacaktı.

inanmak istenilen yalanlar

nushirevan
gerek siyasette gerek stk'larda "gençlere önem verildiği" yalanıdır. Siyasal örgütler; gençlik meclisleri, kolları düzenliyor ama oradan çıkan sonuçların yukarıya zerre etkisi olmuyor. Hani nereden baksan "gençler toplaşsın işte eheheheh" diyen amcaların gençleri oyalama maksatlı projeleri diyeceğim. Hani bir otele, tatil köyüne gidersiniz de akşam gösterisinden önce çocukları sahneye toplayıp "aram zam zam" yaptırmak suretiyle sahne gazı alınır, enerjileri tüketilir ve asıl gösteride sessiz olmaları sağlanır ya, hah! bu siyasal örgütlerdeki gençlik toplantıları da bu mantıkla işliyor. Adında "gençlik" olan vakıf biliyorum mütevelli heyetinin yaş ortalaması 55!

herbokolog

nushirevan
Her türden gizemli olaylar üzerine yorum getirebilen, adındaki "gizli" ibaresine rağmen gizli okült örgütlerin şeceresi üzerine kitap yazabilen, televizyon stüdyolarına yazdığı toplama bilgisayar tadındaki kitaplarıyla gelen ve titri genellikle "araştırmacı-yazar" olarak tanıtılan emekli tipli ağabeylerdir.

bilge

nushirevan
Hem kız hem erkek adı olabilen, telefonda istenirken "hitaben hanım mı desem bey mi desem?" sorunsalı doğurabilecek bir isimdir. Hanımımın gideceği kadın doğum uzmanı kadın olsun diye (bkz:MHRS)'den seçtiğim Sultan hocada yaşadığım hayal kırıklığı büyük sözlük 😅

ne mutlu türküm diyene

nushirevan
Öyle bir cümledir ki; "Türk"lüğün din, dil, ırk ayırt etmeksizin kadim bir aidiyet olduğu bilinci gelişmemiş toplumlara ırkçı bir söylem gibi gelir. Yozgat'ta söylersen sırtında taşırlar, Diyarbakır'da söylersen kavga sebebidir.
47 /
Sözlük
https://dovizkurlaricanli.com