confessions

mahur

1. nesil Moderatör - - Moderatör -

  1. toplam entry 767
  2. takipçi 11
  3. puan 0

sıradan zaferler

nurse
manu larcenet tarafından yazılan bu kitap 2004 yılında angoulême uluslararası çizgi roman festivalinde en iyi çizgi roman albümü ödülünü almıştır. "Uff, o kadar eski mi?" diyeceksiniz ama bize gelişi, çevirilişi 2016'yı bulmuştur.

Bol anksiyeteli bir insanın anksiyete yaşadığı her olayın üstesinden gelip yaşadığı sıradan zaferleri anlatmaktadır. Çok lezzetli bir kitap olduğunu ve çizgilerle metnin cuk diye oturduğunu düşünüyorum ama mükemmel, heyecanlı, daha iyisi yok diyemeyeceğim.

insanlık

merdumgiriz
Tükendikçe beraberinde umudu, hayatta kalma isteği ve gücünü de tüketen şey. "Kim bilir yarın nelere şahit olacağım?" endişesiyle gözlerimi yumuyor, ertesi sabah dünün bin beterine gözlerimi açıyorum. Bu şekilde yaşamak yerine aklını oynatmış, her şeyden bihaber biri olarak yaşamayı tercih ederdim. Ya da hiç var olmamayı... Bilmek, bazı şeylerin farkında olmak ağır bir yük.

bıkmak

nurse
Şu sıralar iliklerime kadar yaşıyorum sözlük. Bıktım her şeyden, her günden. Bıktım ergen gibi asık suratla mutsuz mutsuz yaşamaktan. Bıktım ayda 260-280 saat çalışmaktan. Bıktım evladıma hasret yaşamaktan. Keşke yaşamak istediğimiz hayatı yaşıyor olabilsek. Belki istediğim hayatı elde ettiğimde de başka şeyler eksilecek.

whatsapp mesaj kazaları

mavikaranlik
arkadaş grubuna atılması gereken bir görseli yanlışlıkla iş yerinin kurumsal grubuna atmam ve anlık olarak şirketten yükselen haykırışla gülmeler, masayı yumruklamalar ve birim müdürüyle göz göze geldiğim o 10 - 20 saniyelik süreci bana üzülerek hatırlatan başlık.

instagram

merdumgiriz
Fethiye'de yazlık sahibi 50'sine merdiven dayamış emekli Nurten Öğretmen paylaşımları yapmaya başladığım uygulama. Pencere kenarında duran menekşem çiçek açmış, onu paylaşıyorum mesela. Lilyumum bahçemin gözdesi. Ortancalarım rengârenk. Kahve bahane, muhabbet şahane. Yazlığa da beklerim bu sene.

çocukların her şeyin tadına bakması

nurse
Aydan aya değişen lezzetlerdir.
Pusette hareketsiz yatarken eller, parmaklar bazen önlük.
Emeklerken yerde gördüğü bütün kırıntılar.
Ayağa kalkıp yürüdüğündeyse (bir iç çekme...) her şey, tüm dünya! Deterjandır, meyvedir, sebzedir, topraktır, kâğıttır, kalemdir, ilaçtır.

kuantum

nushirevan
Z kuşağının avengers endgame veya dark gibi diziler sayesinde "yaw bu nasıl bişiymiş?" Diye merak edip araştırmalara giriştiği bilim dalı. Aslında bilim felsefesi de denilebilir ama artık günümüzde bazı deneyler yapılabildiği için bir bilim dalı.

Öyle bir dünya ki, bildiğiniz bütün fiziği, matematiği unutun. Bizim dünyamızda 1+1=2'dir ancak kuantum evreninde 1+1= sonsuzdur.. 2 de olabilir 3 de. Bildiğimiz, genel geçer mantık kurallarının alabildiğine zorlandığı bir dünyadır kuantum mekaniği. Evrendeki madenin enerjiden oluşan tüm atomlarının birbirleri ile sonsuz iletişim halinde olduklarını ve hatta yüce bir bilinç sahibi olduklarını iddia eder.

Schrödinger'in Kedisi adlı deneyde, bir kutuda bir zehir ile yalnız bırakılan bir kedi vardır. Kimyasal düzenek, belli bir süre sonra harekete geçecek ve kediyi öldürecektir. Kuantuma göre, kutuyu açıp bakana dek, kedinin 2 farklı sonucu vardır. Kedi hem hayattadır, hem de ölmüştür. Bu sadece kedinin kutudaki %50 var olma şansı ile ilgili değildir. Schrödinger denen bu abi, kimyasal tepkime yapan maddeyi, yani atomaltı bir müdahalenin, büyük bir canlının kaderine yön vermesi için yapar bu deneyi. Mikro evrenin, makro evrene müdahale edip, kaderine yön verebildiğinin kanıtı gibidir.

Peki kedi nasıl olur da hem canlı, hem ölü olabilir? Bunu bir benzetme ile anlatalım:

Pinokyo eğer "birazdan burnum uzayacak" derse ne olur? Eğer burnu uzamazsa yalan söylemiş olacağından burnu uzar. Yok, burnu uzarsa doğru söylemiş olacağından burnunun uzamaması gerekir. Bize paradoks gibi görünen şeyler, kuantum evreninin ta kendisi olabilir.

İnceledikçe içine düşeceğiniz, mantık duvarlarınızı yıkabilecek, beyin yakan, atomaltı bir evren.

Ve en önemlisi, metafiziği de açıklayabilen tek bilim dalı.

sözlük bir sınıf olsaydı

merdumgiriz
Miyop olduğu için en önde oturmaya mahkum olan, sessiz, sakin ama derslere katılan, sınıfın geneli tarafından sevilen ama yalnız kalmayı tercih ettiği için sınıftaki hiçbir gruba dahil olmayıp kendi halinde takılan, sosyometri tekniğinde "çekimser/dengesiz öğrenci tipi" olarak tanımlanan, beslenme saatinde ellerini temizlediği ıslak mendili sırayı silmek için de kullanıp öyle çöpe atan, düzenli olarak gerçekleştirilen eğitsel kol seçimlerinde adını her seferinde kütüphanecilik kulübü başkanlığına yazdıran öğrenci.

Gayet renksiz, sönük, sıkıcı bir kişilik evet. Bazen o da sıkılıyor.

ceviz ağacı

nushirevan
Bulunduğu bölgeye sülfür gazı salgılayan, bu yüzden çevresinde başka bitki yetişmesine fırsat vermeyen ağaç. Sülfür, havadaki diğer gazlardan daha ağır olduğu için dibe çöker ve dibine yatanı sersemletir derler. Şimdi anlayabildiniz mi "ben bir ceviz ağacıyım, gülhane parkında" şarkısındaki "ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında" dizelerini (bkz:bgv)
1
nurse nurse
Çok ilginç

altı şapkalı düşünme tekniği

can
Altı şapkalı düşünme tekniği Sınırsız bir merak duygusu, riske girmeyi göze alabilmek, tuhaf ya da mantıklı önceden var olmayan fikirlerin üretilmesi, ortaya yeni bir şey koyma isteği, diğer insanların göremediklerini görerek gün ışığına çıkarmak.

sosyal medya

nushirevan
Bugün itibarıyle cumhur başkanımızın "denetlenecek, kontrol altına alınacak, yoksa kısıtlanacak" minvalinde açıklamaları ile yeni bir düzenleme geleceği ilan edilen mecra. Şahsen olumlu buluyorum. Sosyal medya kimliksiz şahısların suç işleme veya teşvik etme platformu olmamalı. X kişisi Y kişisine hakaret suçu işliyor, y hakkını aramak için adalete başvurduğunda yargı, sosyal medyadan bilgi istiyor. Başta abd olmak üzere, dünyanın bir çok yerinde ofis açan ve bu talepleri yerine getiren mecra (örneğin twitter) mesele Türkiye'de olunca bilgi vermiyor. Söven sövdüğü ile kalıyor. Tamam sosyal medya bir özgürlük alanı ama evrensel özgürlük tanımıdır "başkalarının hakkına girmeme" şartı. Bu meselenin etik boyutu. Bir de ekonomik boyutu var. Sosyal mecralar, kullanıcılar üzerinden kamyon yükü para kazanıyorlar. Yine diğer ülkelere bu faaliyetleri için vergi öderken, mesele Türkiye olunca ödemiyorlar. Sadece bu mu? Elbette hayır, bir de meselenin sosyal durumları var ki, sadece bu bile kısıtlanma sebebi olmalıydı. Terör örgütleri bu mecralardan organize olabiliyorlar. Çünkü denetim yok. Hatırlayın Ankara Gar'da bir patlama olmuştu. Faillerden birisinin saatler öncesinde bombasının reklamını bile yaptığı ortaya çıktı.

Ancak "ak parti dünyanın en doğru işini de yapsa alkışlayacak değiliz" diyenleri temsil eden bir güruh (bkz:kronik istemezükçüler) yine sosyal medya yasasına karşı olduklarını beyan ediyorlar. Hadi kişisel meseleri görmeyelim, devletin bu meselede para kaybediyor bilader? Hani "Mevzubahis vatansa, gerisi teferruattır"dı? Özgürlük böyle bir şey değil sözlük. Adamın biri bana küfredecek, ben onu bulamayacağım, dava edemeyeceğim öyle mi? Yumurta bir hesabın ana-avrat sövüp ortadan kaybolma özgürlüğünü savunanlar, ya sövmekten keyif alan bi korkak, ya sövülmekten zevk alan bir namusuzdur. Net!

bütün acılar gelir geçer

nushirevan
hayatta gerçekten acı şeyler yaşayanların kalpleri bu acıyla yanmış ve sonunda patlamıştır. bu sebeple gerçek acıyı yaşayan insanlardan isyan duyamazsınız. başına gelen her talihsizlikte ortalığı yıkan, her şeye isyan edenlerse büyük ağaçların dibinde yeşeren yaban otlari gibidirler. ne kendi gölgeleri olur ne de kendi meyveleri...

çocukluk anılarımız

nushirevan
köydeki evimiz inşaat halindeyken, hemen yanında eski bir bahçe kulübesinde kaldık bir süre. kış geldiği zaman akıtan tavanlar, yazın koynumuza kadar giren çekirgeler ve bilumum börtü böceğin arasında aklımda şimdi sahip olmadığım bir duygu var: yağmurlu bir günde, yağmur şiddetini arttırıyor ve kapı eşiğinden girmeye çalışıyordu. annem namazlıkları dürerek kapı altına sıkıştırırdı ki içeri girmesin. kardeşlerim ve ben ''daha ne kadar devam edecek bu yağmur?'' diye pencereden bakarken, 5 metre önümüzdeki su dinamosuna yıldırım düştü. öyle kuvvetli bir ses çıkardı ki bomba patladı sanıp hepimiz birbirimize sarıldık. şimdi o sarıldıklarımızla ayrı ayrı şehirlerdeyiz. hani derler ya gözden ırak olan gönülden de ırak olur bizimkisi de öyle bir hesap.. kimisini arayıp sormuyoruz, kimisini ayda bir.. sadece cenazelerde iki defa bir araya gelebildik. hani o yıldırım var ya o yıldırım? bir daha düşse yamacımıza da bir daha öyle sıcak sarılsak..

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol