confessions

mahur

1. nesil Moderatör - - Moderatör -

  1. toplam entry 841
  2. takipçi 11
  3. puan 0

the haunting of bly manor

nushirevan
netflix'in ilgi gören the haunting of hill house dizisinin 2.sezonu olarak lanse edilse de, aslında aynı dekorda farklı bir hikaye anlatan korku dizisi.



Öncellikle ilk sezonu izlemeyenler bir şey kaybetmeyecek çünkü birbirinden tamamen bağımsız bir sezon sizleri bekliyor.

İlk sezon her ne kadar korku öğeleri ile öne çıkıyor gibi olsa da, izleyenler de biliyor ki daha çok bir aile dramasıydı. Yeni sezonda da Bly Malikanesi'nde yine korkunç şeyler oluyor ama bu da temelde bir aşk dizisi. Peki bu dizi nerede yayınlanıyor? Nekşfliş.. E o zaman eşcinsellik olmazsa olur mu? Olmaz tabi ki..

Artık bıkkınlık veren eşcinsellik propagandası olmasa puanım 6.5'ti. (İlk sezona 7.5 vermiştim)

etki ajanı

nushirevan
Kitle iletişim araçları (gazete, tv, sosyal medya, internet vs) yoluyla, toplumu belli bir amaca yönlendirmeye çalışan, üzerlerinde sosyo-psikolojik etki bırakmak amacıyla faaliyetlerde bulunan ve bunu yaparken belli istihbarat servisleri aracılığıyla kontrol edilebilen sivil itaatkârlardır. Gazeteci, sanatçı veya bilim adamı gibi kisvelerle toplum arasında casus kimliklerini görünmez kılarlar. Türkiye'deki çoğul varlıkları ile istihbarat terminolojimizde kendine yer edinmiştir.

Bir bakarsınız; unutulmuş, hafızalardan silinmek üzere olan sanatçıların sivri siyasi çıkışları olur. Kimi zaman bu gündem olmak içinse de, çoğunlukla hizmet ettiği lobinin emrindedir. Yapısı itibariyle doğrudan bir istihbarat servisi görüntüsü vermez. Örneğin unutulmuş bir sanatçıya bir reklam ajansı kariyerini yeniden yükseklere taşıma sözü verir. Güven sağlamak amacıyla, maddi ve manevi olarak destekler. Kariyeri düzelmese de, meşhur olduğu zamanlardaki gibi refah seviyesi yüksektir ve sanal alemde ilgi görüyordur. İşte istihbarat servisleriyle desteklenen bu reklam ajansı, bir zamanların ham çökelekli meşhurlarına siyasi açıklamalarda bulundurur. Çoğu zaman tavsiyedir ve tıpkı fetö mağdurlarında olduğu gibi, minnet borcu akli melekelerine galip gelebilmektedir. Sanatçı sivri açıklamalar yapar ve gözaltına alınır, hatta hapse düşebilir. Reklam ajansına bu durum iki şekilde fayda sağlar. Ajans hem mağdur üzerinden prim yaparak hizmet ettiği lobinin fikrini güçlendirir hem de sanatçı eskisinden intikam motivasyonu yüksek bir militan devşirir.

Bir sosyal medya fenomenini, Türkiye'nin gündemi ile ilgili taraflı açıklamalarını görürseniz, bilin ki bu arkadaş "bilerek veya bilmeyerek" bu çarkın bir dişlisi olmuştur. Sosyal medya fenomenliği, her ne kadar şöhret amacı gütse de temelde para kazanma motivasyonu vardır ve para kazandıran her iş mübahtır. Bu yüzden, etki ajanlığına, yani yönlendirici casusluk faaliyetine müsait yapıdadırlar.

Gazetecilik zırhı, hem etki alanını geniş tutmak hem de mağdur yaratmak için idealdir. Belli bir ideolojiye mensup olmadığından, bugün ak dediğine yarın kara demesini kimse garipsemez. Öte yandan, eğer yukarıdaki sanatçı gibi suç teşkil eden faaliyetlerde bulunursa "gazetecilik", "ifade özgürlüğü" gibi global kalıplara rahatlıkla sığabilir. Türkiye'nin en çok izlenen muhalif sunucusu yıllar içerisinde bu şekilde servet kazanırken, etki ajanlığı ifşa olunca narenciye tipli bu arkadaş "huzur istiyorum" diyerek emekli bile olabilir.

masumlar apartmanı

nushirevan
kırmızı oda adlı yapımla birlikte, Türkiye'deki psikolojik dizi serüvenini aynı anda başlatmış yapımdır. bez bebeklerden, akasya durağından, cennet mahallesi gibi iq'su düşük yapımlardan, psikolojik alt yapılı dizilere geçtiysek, Türk dizi izleyicisi adına mutlu olabiliriz. En azından psikolojik olarak rahatsız olduğumuzu kabul edebilir, içselleştirdiğimiz karakterlerle birlikte rehabilite olabiliriz.

sübliminal mesaj

nushirevan
Görünenin ardında, bilinçaltına gönderilmek istenen mesajdır. Yüzeysel bakıldığında görünmez, derinlemesine bakıldığında hemen fark edilir. Komplo teorilerinin argümanını oluşturan temel öğelerden biridir.



Tamam bu örnek olmadı ama sen anladın (bkz:bgv)

instagram'da canlı yayın açmak

nushirevan
"X canlı video başlattı" diye bildirim aldığın, açtığında demode müzik eşliğinde otobanın şeritlerini sayabileceğin etkinlik. Öylesine manasız, öylesine boş işler. Canlı yayın açacaksan fikrini beyan et, faydalı bir şey paylaş ne bileyim en azından manzara olsun bilader, D300 karayolunu kim naapsın?!

yurtdışı anıları

nushirevan
Belçika'da küçük bir banliyö kasabası olan Berchem'de kalıyorum. Prosedür gereği, belediyeden oturum alabilmek için kiraladığım evde polisin denetleme yapması lazım. Tam da ramazan ayı, orucum. Emirdağ'lılar Kıraathanesi (Afyon) gördüm. İçeri girip selam verdim, selamımı kimse almadı. Bir anlam veremedim. Gayet kibar bir dille polis istasyonunun adresini sordum. Yine kimse cevap vermedi. Doğrudan çay ocağına gidip elemana sordum bu defa. Hatta yanlış anlaşılma olmasın diye de "oturum için beklediğimi" de ayrıca belirttim. Cevap "git burdan kardeşim, burası Emirdağ'lıların" oldu. Yine anlam veremedim ama "tamam ya işte ben de türküm, bir yardımcı olun şu karakol nerede tarif edin de gidip kendimi kaydettireyim" dedim. Yok dedi, olmaz dedi, git dedi sadece. Zaten orucun son demleri, dedim ki "ne yapayım polisle görüşmek için camı çerçeveyi mi indiriyim burda?" Doğal olarak ahali ayaklandı ve çizgi filmlerde görebileceğiniz bir şekilde kapı dışarı edildim. Kendimi sokakta kaldırımda buldum. İki ayak yanaştı. Kafamı bi kaldırdım 80-90 yaşlarında yaşlı bir kadın. Belçika'da konuşulan dil ya fransızcadır, ya da hollandaca. Her iki dilde soru soruyor bana. Bende de hollandaca çat pat ama ingilizce deniz derya. Döndüm dedim ki "polis istasyonunu arıyorum ancak adresi bilmiyorum, kimse yardım etmedi" Kadın kahvenin içine tiksinir bir şekilde baktı, döndü bana ingilizce "beni takip et seni götüreyim" dedi. Meğer bu fransızca hocasıymış, ingilizceyi de bu yüzden biliyor. Neyse efendim karakola geldik, teşekkür ettik ayrıldık. İftar zamanı çoktan gelmiş ama boğazımdan bi gram su geçmemiş. Zaten dayakvari bir şey yemişim, sokaklara düşmüşüm. Üstüne bir de 2 kilometrelik yolu kaplumbağa hızında gelmişim perişanım. Derin bir nefes alıp içeri girdim ve dedektifi sordum. "Mesai bitti beyfandi.." tarzı bir cevap aldım. Oysa dedektifin bana zaten mesai dışında randevu vermiş olduğunu kendisine kağıt üstünde gösterdim. "Üff püff" ede ede telefonla çağırdı. Üst kattan biri indi hollandaca "mesai bitti ne çağırıyon?" diye kızı fırçalıyor. Döndü bana bir şeyler höykürdü. Ben yine ingilizce randevumuzu hatırlattım ve kendisinin neden gelmediği ile ilgilenmedigimi, sadece prosedürün tamamlanmasını istediğimi söyledim. "Hoop!" dedi, "burası londra mı? ingilizce konuşuyorsun?" dedi. Nevrim dönmüş zaten, "e peki burası amsterdam mı sen hollandaca konuşuyon dingil?!" dedim. "Dingil"i türkçe söyledim bgv Tabi dedektifle ben birbirimize horozlanıyoruz. O "olm bak git" diyor ben de "rozetini çıkar dışarı gel" diyorum. Sesim yükseldi diye mi "dingil"i mi duydu noldu bi türk polis memuru indi araya girdi. İlgili dedektifin alkolik olduğu için resmi uzaklaştırma aldığını söyledi. Buna rağmen, bedava bira olduğu için karakoldaymış dingil.. "Dosyamla ilgilenen dedektifi değiştirin" dedim, sağolsun türk polis hemen değiştirtti. Yarım saat sonra da bir başka dedektif gelip kira kontratımı filan denetledi. Yanında da türk polis var. Ama bi baktım, o sevecen hümanist polis gitmiş yerine sanki duvar gibi bir adam gelmiş. Göz teması kurmuyor, selam almıyor.. Dedim ki "herhalde dedektifin yanında 'türk türkü koruyor' denmesin diye böyle yapıyor"

Meğerse o da Emirdağ'lıymış. Mahalleye girince benim olayı öğrenip bana karşı tavır almış.

Bu olay yüzünden Afyon Emirdağ'lılardan hiç hazzetmedim. Neden sonra Belçika'dan ayrılma kararı aldım. Giderken herkesle helalleşeyim dedim. Elbette Emirdağ'lılar Kıraathanesi'nden dayak yemeden gitmek olmaz dedim bgv İçeri girdim ve ahaliye gittiğimi, yanlışım varsa özür dilediğimi ve herkesle helalleşmek istediğimi "istemeye istemeye" söyledim. Plot twist derler ya hani, herkes kalktı yerinden bir ilgilendiler, kahveler kurabiyeler, ikramlar, aman efendimler, canım ciğerimler.. "Herhalde bunlar yine dayak atacak, tadına varıyorlar" dedim ama işin aslı öyle değilmiş. 2 yıl nefret ettiğim Afyon Emirdağ halkı beni öyle bir yanılttı ki, yediğim dayağı da helali hoş ettim.

Meğer benim bir türk vatandaşından kiraladığım daire, daha önce dağdan gelen pkk'lılar için bir sığınak gibi bir şeymiş. Hatta ev sahibi tc vatandaşı şerefsiz de, dağ kadrosunun avrupaya geldikten sonra tutunmaları için kol kanat geriyormuş bu hainlere.. Türkiye sınırötesi operasyonlar yapınca, teröristler avrupaya gelemez olmuş. Bizim ev sahibi de "ev boş kalmasın" diye beni almış eve. Tabi Afyon Emirdağ'lılar milliyetçi adamlar. Benim gibi esmer, kavruk adamı görünce terörist sanmışlar. Tabi bu hainlere yağmurlu havada su yok. Üstüne bi de karakolu soruyorum, bunlar "la bu hainler buradaki karakola da mı saldıracak?" diye ses çıkarmamışlar. O günkü gariplik ondanmış.

Neden sonra kendimi ve dünya görüşümü paylaştım da ev sahibinin durumundan habersiz olduğumu da anladılar. Tren istasyonuna kadar eşlik ettiler. Helalleştik.

Sen de hakkını helal et Emirdağ.. Büyüksün.

kurban bayramı

nushirevan
Derin dondurucudaki boş yerden çok kılmadığı namazları hesaplayarak, et yerine günahlarını tartarak, az yiyerek ve az uyuyarak ihya edilebilecek bayramdır. sözlük yazarlarımızın bayramını bu vesile ile kutluyorum.

emekli

nushirevan
Dün ile kıyaslanmayacak derecede kıymet verildiği anlaşılan vatandaş.

Yıl: 2000

Bülent Ecevit, memur maaşlarını ödeyecek parayı bulamadığı için avrupa devletlerini kapı kapı dolaşıyor. "Kadim dostumuz" dediği Almanya, para vermediği gibi tutup bir de nasihat veriyor. Osmanlının torunlarının çaresizliği, haçlı birliğinde tarifsiz bir zevk vermiş belli ki. Ecevit'i kabul ediyor, ancak para vermeyi kabul etmiyor kimse. Diğer devletler de kapı duvar olunca Ecevit bitik bir halde geri dönmeye karar veriyor. Tam o sırada nüfusu 500.000 olan Lüksemburg, Karaoğlan'a bir davet gönderiyor ve "gelin biz size para verelim" teklifi geliyor. Ecevit soluğu bu küçük avrupa'da alıyor. "Durumu düzeltince bu meblağı size hemen ödeyeceğiz" diye tahhüt ediyor Ecevit.



Lüksemburg 'un cevabı hazindir:
"Geri ödemenize gerek yok, bunu size bağış olarak veriyoruz"

İşte bugün başkan Recep Tayyip Erdoğan'ın emeklilere verdiği 6.kez dağıttığı ikramiye parası, Ecevit'in Lüksemburg'tan dilendiği paranın tam 950 katıdır.

Söyleyeceklerim bu kadar.

ayrılık

batuhanxo
İnsanı olgunlaştıran zamanlar vardır ya her yaşın bi olgunluğu gibisinden hea bu ayrılık denen şey yaş baş zaman mekan gibi kavramları gözetmeden insanı cidden zorla olgunlaştırmaya iten illet bir duygu s

dalgınlıkla yapılan hatalar

martilara simit atan kadin
Gözüne yorgan sokmak, araba kapısını kendi leğen kemiğinin üzerine kapatmak, hareket eden araç içerisinde şişeden şişeye kolonya aktarmaya çalışmak, marketten gelen ve yıkanması gereken her şeyi (çamaşır suyu, mantı keseceği vs.) buzdolabına koymak, pompalı saç boyasını sıvı sabun olarak kullanmaya çalışmak... bunların hepsini bugün içerisinde yaptım ve hala gün bitmiş değil.

münir özkul

merdumgiriz
Ne zaman bir yerlerde adı geçse, Hababam Sınıfı'ndaki "Ben tüccar değilim, eğitimciyim." repliğiyle sesi kulaklarımda çınlayan, 2018 yılında kaybettiğimiz ünlü Yeşilçam oyuncusu. Vefatından önce öldüğüne dair yapılan asılsız birçok haber nedeniyle ölümüne inanmakta güçlük çekmiştim. Hâlâ da güçlük çektiğimi söyleyebilirim. Zaman zaman televizyonda filmlerine rastladıkça bir anlık da olsa sanki hayattaymış hissine kapılıyor, sonra tekrar hatırlıyorum o son haberin asılsız olmadığını. Sonra şöyle teselli ediyor beni içimdeki ses:

- "Sanatçı" sıfatının hakkını verenler, gönüllerde yaşamaya devam ederler.

işe yaramazlık hissi

merdumgiriz
Hiçbir şeyin planlandığı gibi gitmemesi, hedeflenenlerin gerçekleştirilememesi gibi durumların üzerine bir de kalabalıklar içinde hissedilen yalnızlık duygusu eklenince oluşan sorunsal. Varoluşsal sancı tetikleyicisi olarak tanımlamak da mümkün.

sıradan zaferler

nurse
manu larcenet tarafından yazılan bu kitap 2004 yılında angoulême uluslararası çizgi roman festivalinde en iyi çizgi roman albümü ödülünü almıştır. "Uff, o kadar eski mi?" diyeceksiniz ama bize gelişi, çevirilişi 2016'yı bulmuştur.

Bol anksiyeteli bir insanın anksiyete yaşadığı her olayın üstesinden gelip yaşadığı sıradan zaferleri anlatmaktadır. Çok lezzetli bir kitap olduğunu ve çizgilerle metnin cuk diye oturduğunu düşünüyorum ama mükemmel, heyecanlı, daha iyisi yok diyemeyeceğim.

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol