confessions

kleopatra

okyanustan gelen şişe - 1. Nesil Yazar

  1. toplam giri 272
  2. takipçi 23
  3. puan 4838

tuz

kleopatra
Asit baz tepkimeleri neticesinde elde edilen üründür.
Pek çok türü olmasının yanında sodyum klorür (nacl) bileşimli sofra tuzu herkes tarafından bilinmektedir. Günümüzde kolay bir şekilde elde edilmesine ise aldanmamak gerekiyor. Şu anda “alfred mill-ekonomi 101” isimli bir kitap okuyorum ve burada yazdığına göre tuz bir zamanlar o kadar az bulunuyormuş ki roma'da askerlere tuzla ödeme yapılıyormuş. Yani tuzun emtia para değeri varmış. Bu bilgi bana yabancı gelmedi zira daha önce de tuz (salt) ile asker (soldier) kelimeleri arasında bağlantı olduğuna dair bir şey görmüştüm. Velhasıl kelam, etimolojinin hastasıyız!

özgürlük

kleopatra
hürriyet kavramını yerine tercih ettiğim olgu.
Bir insanın hayatta sahip olabileceği en büyük nimet.
Kurtlar vadisi'nin bir bölümde halo dayı kirve'yi ölüme uğurlarken şöyle diyor: “mahpusluk, deli gömleği giymek; hürriyet aklını yitirmemek, Aklına mukayyet ol ki, hür kalasın”. Bu tanım özgürlük için bugüne kadar gördüğüm en güzel birkaç tanımdan biridir.
Bu zımbırtının içine siyaset girdi mi, bir haller oluyor ama. Problem, bizim “zaten” sahip olduğumuz şeylerin bir kağıda yazılarak bize bir lütuf gibi gösterilmesi ile başlıyor. Bu yüzden günümüz özgürlüğü, kölelerin verimliliğini artırmak için tezgahlanan bir oyundan fazlası değil. Efendisini seçme imkanı olması, köleyi köle yapmaktan ayırmaz.
Bu konuda kısa ama güzel bir çalışma okumuştum ki tavsiye de ederim (Hamza yardımcıoğlu- köleler ve efendiler)

kilo takıntısı olan insanlar

kleopatra
Bu takıntıya temel teşkil eden en az bir adet travmaya sahip olan insanlardır.
Bu arada hassasiyet-takıntı ayrımı da iyi yapılmalıdır. Sağlıklı yaşama çok önem veren bazı insanlarda da buna benzer davranışlar gözlemlenir ki bu aslında bir kilo takıntısı değil; bir çeşit mükemmelleşme çabasıdır kanımca.
Kilo takıntısı olan insanlar ise dediğim gibi bir veya birkaç tane travma yaşamış olurlar. Bu travmaların bence önemle irdelenmesi gerekir. Bazı travmalar vardır ki, ölüm, kaza gibi bunlar bir anlıktır; bazıları ise ufak şiddetlerle devam eden uZun soluklu psikolojik taciz kıvamındadır. Bu arada okuduğum bir kitapta, ikinci grup travmaların etkilerinin daha zor ortadan kaldırıldığı yazıyordu ( kitabı merak edenler için: hayatı yeniden keşfedin, psikonet yayınları ).
Kilosu ile fazlaca takıntılı olan -ve çevresinden “şişman ama yemeyi de bırakmıyor/ zayıflamak için bir şey yapmıyor” gibi tepkiler alan- insanlar da genellikle bu ikinci tip travmaları yaşıyor kanımca. En azından kendi adıma bunu söyleyebilirim.
Takıntı, takıntı konusu olan şeye kategorik olarak yüklenilmesi gereken anlamdan çok daha fazla anlam yüklenmesi ile oluşur. Yani takıntının batıl inanç olma yönü de vardır.
Şöyle ele alalım: kilo sadece kişinin fiziksel varlığının bir unsuru, sağlık durumunu ise etkileyen parametrelerden biri.
Oysa takıntılı bir insan içinse bunlardan çok daha fazlası. Belki sevgilisinin olmamasının sebebi, belki aldatılmasının sebebi, belki annesi tarafından sevilmemesinin sebebi...
Kilolu bir insan 2 kilo verdiği zaman sadece vücudundan 2000 gram eksilmiyor, çok daha fazlası gidiyor. Kısacası o insanların fiziksel özelliklerine saygı duymayıp gelişigüzel “şişman” deseniz bile travmalarına saygı duyun. O travmaları iyileştirmek zayıflamaktan daha zor emin olun.

marco polo

kleopatra
Esasen doktordur. Hatta “sen derdini git marco paşa'ya Anlat” sözü de burdan gelir. Yanlış hatırlamıyorsam venedik'liydi.
Edit: cidden doktor değilmiş. Ufak bir mülayim sert-mülayim ters karışıklığı olmuş efendim. Ama Venedik'li.
6

pembe dizi

kleopatra
(Ukde: mavikaranlik )
Genellikle Arjantin yahut Brezilya gibi Güney Amerika ülkerinde geçen, yoğun aşk, ihtiras ve entrika temalı, esas oğlan ve esas kızın üstlerine bir tek meteor düşmediği derecede iç bayan senaryolara sahip dizi türüdür.
Cem yılmaz'ın Gözüyle tarif edecek olursak: aşçı bahçıvana, bahçıvan şoföre, şoför uşağa, sonra hepsi uşağa, olay Köşkte geçiyor zaten!
Bu dizilerin olmazsa olmaz unsurları arasında elden düşmeyen viski bardakları, kilise ayinleri ve Paskalya bayramları, nesebi baba yönünden tam saptanamayan çocuklar, aşk dolu sahneler, zeka seviyesi düşük ve klişe replikler ve uzayıp giden ancak bir türlü sonuca varılamayan bölümler yer alır.
Bir de, yabancı kaynaklarda bu diziler “soap operas” yani sabun operası anlamına gelen bir isimle anılırlar. Hayal meyal hatırladığım kadarıyla dizilere ilk olarak bu işi yapanların sponsor olması ile bir bağlantısı vardı.

ünsiyyet

kleopatra
Tek y'li kullanımı daha sık olmakla birlikte; alışkanlık, ahbaplık, arkadaşlık anlamlarına gelen Osmanlıca kökenli isimdir.
Bazı düşünürler, insanın doğası gereği taşıdığı özelliklere atfen, insan kelimesinin e, n, s köklerinin ünsiyetten gelebileceğini ifade etmişlerdir.

hanedan

kleopatra
Farsça kökenli bir isimdir. -ha ve -da sesleri uzatılarak okunur.
Asil, büyük aile anlamına gelir. Tarihi olarak da hükümdar, devlet büyüğü vb. Bir kişiye dayanan soy, büyük aile demektir. Fransızca karşılığı olarak dynastie kelimesi kullanılır.
Şu anda kafamda üç kavram dolanıyor: kabile, aşiret ve hanedan. Evet kabile ve aşiret hanedana göre çok daha geniş toplulukları ifade ediyor. Hanedan daha küçük bir çerçeveye sahip. Hatta belki de tek bir aileyi içine alıyor. Aşiret veya kabile ise bir arada bulunma sebebi olan birden çok aileyi içine alıyor. Yine de bu isimlerin tarihsel süreçte şu veya bu sebeple belli başlı bazı rollere itildiğini düşünüyorum.
Mesela biz bugün kabileyi daha çok Afrika kıtasında bulunan insan topluluklarını ifade etmek için kullanıyoruz daha çok. Hatta bazen yeri geliyor devletimize yönelik kınadığımız bir davranış söz konusu olduğunda “Türkiye bir kabile devleti değildir.” Diyoruz. Kabile esasen göçebeye yakın yaşayan toplulukları ifade etmek için kullanılan bir kelime. Fakat biz “Türkiye kabile devleti değildir” derken “Türkiye göçebe değil, yerleşik hayata geçmiş bir devlettir” demek istemiyoruz bence. Burada aslında bir gelişmişlik düzeyine vurgu var diye düşünüyorum ben en azından.
Aşireti ise daha çok güneydoğu ve doğu Anadolu bölgelerinde yaşayan ve geçimi genellikle toprağa dayalı işlere dayanan aileleri veya aile mensuplarını ifade etmek için kullanıyoruz. Aslında tarihsel olarak da bir zamanlar alınan öşür vergisinden dolayı bu isme yabancı değiliz ve bu kullanım yanlış bir kullanım da değil. Günlük hayatta ise aşiret dendiği zaman aklımıza gelmesi muhtemel görüntüler arasında aşiret davası, aşiret düğünü ve kan, ter, ihtiras ve gözyaşı unsurlarının bir türlü eksik olmadığı töre temalı aşiret dizileri liste başı konumunda.
Bir de hanedana bakalım. Bu gökten gelmişçesine heybetli ve azametli kelime buram buram elitlik kokuyor. Hanedan-ı Ali Osman diyoruz, yüce Osmanlı ailesi diye çevirebiliriz belki. Muhteşem yüzyıl'ın bir bölümünde aynen böyle duydum. Bu devleti kuranlar bir zamanlar oba, oymak, boy şeklinde yaşıyorlardı. Kayı boyu'nun zamanla yerleşik hayata geçmesi ve devlet mekanizmasının oluşması, buna müteakip dönemde devleti oluşturan unsurlar arasında yönetici zümre- halk ayrımının belirginleşmesi, iktidar gücünü elinde bulunduran kimse ve onun ailesinin sınırlarının daha koyu çizilmesi sonucunu doğurmuş olabilir. Belki de bu yüzden bugün diriliş Ertuğrul dizisinde daha farklı ifadeler varken muhteşem yüzyıl'da daha farklı kavramlar kullanılmıştır ( tarihe bir nevi ışık tuttukları için bu dizilerin adını zikrediyorum ).
Bu meseleyle ilgili bir diğer fikrim de devletleşmenin ilerlemesiyle beraber o dönemde kullanılan dilin, sınıflara göre ayrılmasıyla ilgili. Kabile ve aşiret Arapça kökenli iken; hanedan Farsça kökenli ve genellikle Türk Devletlerinde Farsçanın Saray ve bürokrasi diline ağırlığını koyduğunu biliyoruz.
Hatta ortaçağ Avrupa'sında yaşayan büyük aileleri kendi dilimizde tanıtırken dahi başka bir ifade değil de hanedan kelimesini kullanıyor oluşumuz belki de hint-Avrupa dil ailesinin ana çatısı sebebiyle Farsçanın Avrupa dillerine olan yapısal benzerliği ile alakalıdır. Neticede ortaçağda feodal bir düzen vardı ve bu soylu ailelerin çoğu toprak sahibi ailelerdi. Buna rağmen biz kendi dilimizde toprağa bağlı hayat süren insanları ifade ettiğimiz gibi aşiret kelimesini kullanıp, örneğin habsburg aşireti değil de habsburg hanedanı ifadesini kullandık.
Haliyle aşiret kelimesi de Kemal Sunal filmlerinde marabalarına senet imzalatan maho ağa tadında kaldı bizim için.

kabile

kleopatra
Arapça kökenli bir isimdir.
-bi sesini uzatarak okuduğumuz Kabile ( böyle okumamızı sağlayan şey kelimenin Arapça yazımında bulunan ve harfi uzatarak okumaya yarayan “y” harfinin varlığıdır), göçebe insanlarda, aynı soydan sayılan ve bir başa itaat eden insan topluluğu, boy anlamına gelir.
-ka sesi uzun okunan kabile ( burada yukarıdaki gibi “y” harfi yoktur ve k harfini uzun okumayı sağlayan “Elif” harfi vardır), kadın ebe anlamına gelir.

aşiret

kleopatra
Arapça kökenli bir isimdir. Telaffuzunda -şi sesi uzatılır.
Dil ve kültür yönünden büyük bir türdeşlik gösteren, birçok boydan oluşan, yapısındaki aileler arasında toplum, ekonomi, din, kan veya evlilik bağları bulunan göçebe veya yerleşik nitelikteki topluluk, kabile, oymak anlamına gelir.
Aşiretin cemi, yani toplanmış hali ise aşairdir.

bedevi

kleopatra
Arapça kökenli bir isimdir. Göçebe, çölde yaşayan anlamına gelir. Daha çok barınma, korunma, beslenme gibi temel ihtiyaçlar ön plandadır. Yaşam tarzı bakımından karşıt kavram için (bkz:hadari)
Ayrıca Seyyit ahmedü'l-Bedevi tarafından kurulan tarikatın ismidir.

inkişaf

kleopatra
(Ukde: beyaz zenci )
Arapça kökenli bir isimdir. Keşf'den türemiştir.
Açılma, meydana çıkma anlamına gelir.
Ayrıca tasavvufta manevi bir Sırrın veya halin görünmesi anlamına gelir.
Baktığım sözlük bu kelimenin Fransızca karşılığı olarak developpment kelimesini işaret etmiş.
Harf benzerliği sebebiyle inkisaf ile karıştırmayalım aman dikkat.

berzah

kleopatra
Arapça kökenli bir isimdir. Kelimenin orijinal dilinde seslendirmesi, sondaki h harfinin hırıltılı çıkarılarak yapılır.
İnce, uzun kara parçası;
Can sıkıcı yer veya şey;
Ölülerin ruhlarının kıyamete kadar bulunacakları yer anlamlarını taşır.
0 /