confessions

can

Hiç mi yok müşterisi - 1. nesil uzman yazar

  1. toplam giri 1363
  2. takipçi 76
  3. puan 17088

görülen en güzel rüya

can
Karşımda 60 yaşlarında bir kadın, yanında 35 yaşlarında bembeyaz yüzlü biri alnında bir nur, bir ışık anlatılmaz bişi , yanımda sağımda ve solumda iki kişi kadın kendini tanıştırdı ben hatice dedi yanındaki kişiyi göstererek hz Muhammed dedi yanındakiler ali ve Ömer dedi konuşamadım bile.
Not=istihare namazına yatmıştım peygamber efendimizi görmek için .
1

selçuk inan

can
Galatasaray ve milli takım futbolcusu, son yıllarda formsuz ve çok tepki çekiyor, bugün denizli - Galatasaray maçında kaçırdığı penaltı ile takımın yenilmesine ön ayak oldu ve en çok tepki alan oyuncu oldu.
ilk onbir'de istenmiyorsun selçuk

türbe sanılan yer gladyatör mezarı çıktı

can
Türbe sanılan yer gladyatör mezarı çıktı!
Yıllarca türbe sanılarak adaklar adanan ve dilekler tutulan mezar Yunanlı boksör Diagoras'a ait çıktı. Anıt mezarın sahibi Diagoras, mezar kitabesinde "Hiçbir korkak mezarıma zarar vermesin" uyarısında bulunurken, aynı köyden mezarda kaçak kazı yapanların ya öldüğü ya boşandığı ya da hasta olduğu iddia edildi.

köylüleri nasıl öldürmeli

can
köylüleri niçin öldürmeliyiz ?
çünkü onlar ağırkanlı adamlardır.
değişen bir dünyaya karşı
kerpiç duvarlar gibi katı
çakır dikenleri gibi susuz
kayıtsızca direnerek yaşarlar.
aptal, kaba ve kurnazdırlar.
inanarak ve kolayca yalan söylerler.
paraları olsa da
yoksul görünmek gibi bir hünerleri vardır.
herşeyi hafife alır ve herkese söverler.
yağmuru, rüzgarı ve güneşi
birgün olsun ekinleri akıllarına gelmeden
düşünemezler...
ve birbirlerinin sınırlarını sürerek
topraklarını
büyütmeye çalışırlar.

köylüleri niçin öldürmeliyiz?
çünkü onlar karılarını döverler
seslerinin tonu yumuşak değildir
dışarıda ezildikçe içeride zulüm kesilirler.
gazete okumaz ve haksızlığa
ancak kendileri uğrarsa karşı çıkarlar.
karşılığı olmadan kimseye yardım etmezler.
adım başı pınar olsa da köylerinde
temiz giyinmez ve her zaman
bir karış sakalla gezerler.
çocuklarını iyi yetiştirmezler
evlerinde kitap, müzik ve resim yoktur.
birgün olsun dişlerini fırçalamaz
ve şapkalarını ancak yatarken çıkarırlar.

köylüleri niçin öldürmeliyiz?
çünkü onlar yanlış partilere oy verirler
kendilerinden olanlarla alay edip
tuhaf bir şekilde başkalarına inanırlar.
devlet; tapu dairesi, banka borcu ve hastanedir
devletten korkar ve en çok ona hile yaparlar.
yiğittirler askerde subay dövecek kadar
ama bir memur karşısında -bu da tuhaftır-
ezim ezim ezilirler.
enflasyon denince buğday ve gübre fiyatlarını bilirler.
onbir ay gökyüzünden bereket beklerler,
dindardırlar ahret korkusu içinde
ama bir kadının topuklarından
memelerini görecek kadar bıçkındırlar
harmanı kaldırdıktan sonra yılda bir kez
şehre giderler!...

köylüleri niçin öldürmeliyiz?
çünkü onlar köpekleri boğuşunca kavga ederler
birbirlerinin evlerine ancak
ölümlerde ve düğünlerde giderler.
şarkı söylemekten ve kederlenmekten utanırlar
gülmek ayıp eğlenmek zayıflıktır
ancak rakı içtiklerinde duygulanır ve ağlarlar.
binlerce yılın kabuğu altında
yürekleri bir gaz lambası kadar kalmıştır.
aldanmak korkusu içinde
sürekli birbirlerini aldatırlar.
bir yere birlikte gitmeleri gerekirse
karılarından en az on adım önde yürürler
ve bir erkeklik işareti olarak
onları herkesin ortasında azarlarlar.

köylüleri niçin öldürmeliyiz?
çünkü onlar otobüslerde ayakkabılarını çıkarırlar
ayak ve ağız kokuları içinde kurulup koltuklara
herkesi bunalta bunalta, yüksek perdeden
kızlarının talihsizliğini ve hayırsız oğullarını anlatır,
yoksulluktan kıvrandıkları halde, şükür içinde
bunun, tanrının bir lütfu olduğuna inanırlar.
ve önemsiz bir şeyden söz eder gibi, her fırsatta
gizli bir övünçle, uzak şehirdeki
zengin akrabalarından sözederler.
kibardırlar lokantada yemek yemeyi bilecek kadar
ama sokağa çıkar çıkmaz hünküre hünküre
yollara tükürürler...
ve sonra şaşarak temizliğine ve düzenine
şehirde yaşamanın iyiliğinden konuşurlar.

köylüleri niçin öldürmeliyiz?
çünkü onlar ilk akışamdan uyurlar.
yarı gecelerde yıldızlara bakarak
başka dünyaları düşünmek gibi tutkuları yoktur.
gökyüzünü, baharda yağmur yağarsa
ve yaz güneşlerini, ekinlerini yeşertirse severler.
hayal güçleri kıttır ve hiçbir yeniliğe
-bu, verimi yüksek bir tohum bile olsa-
sonuçlarını görmeden inanmazlar.
dünyanın gelişimine katkıları yoktur.
mülk düşkünüdürler amansız derecede
bir ülkenin geleceği
küçücük topraklarının ipoteği altındadır
ve bir kaya parçası gibi dururlar su geçirmeden,
zamanın derin ırmakları önünde...

köylüleri söyleyin nasıl
nasıl kurtaralim?

( şair şükrü erbaş tarafından yazılan şiir)

eminönü'nde balıkçı vahşeti

can
Twitter gündemi.
pazar günü (4 ağustos 2019) 2 abim ve eşleriyle saat 17 civarı tarihi eminönü balıkçısı'na gittik. beş tane balık ekmek aldık. oturduğumuz andan itibaren çalışanlar özellikle kadınları rahatsız ederek hepimize kabaca davranıyorlardı. birkaç defa garsonun dikkatsizce yengeme çarpmasının ardından küçük abim çalışana “dikkat etsene kardeşim” diyerek uyarıda bulundu. garson “ne dikkat edecem” diye karşılık verince abim “kadınları rahatsız ediyorsun, dikkatlice geçebilirsin” diye cevap verdi. “bilerek mi yapıyorum” diye bağırınca abim “kusura bakma desen konu kapanacak” diye cevap verdi. garson “senden özür mü dileyecem, sinir etme ****** koydurtma” diyince büyük abim “ne biçim konuşuyosun kardeşimle” diye çıkıştı. garson ana-bacı söverek bağırınca ben ayağa kalktım ve “ne biçim konuşuyon lan” diyerek üzerine yürüdüm. o an garson geri çekilince birden çevredekiler beni tuttular. birkaç saniye içinde gemi ve turşucuda çalışan yaklaşık 20 kişinin üzerimize doğru koştuğunu gördük. ne olduğunu anlamadan bize saldırdılar. 3ümüzü de ayrı köşelere çekerek yumruk ve tekmeler savurdular. ben darbelerden korunmak için kapandım. o sırada üzerime kesici aletle koşan birini gören küçük abim önündeki saldırganları dağıtarak koşan kişiyi engelledi. korunmasız kaldığı için yüzüne ve vücuduna fazlaca darbe aldı. pala olduğunu düşündüğümüz kesici aletle kafasına gelen darbe sonrası kanlar içinde yerde kaldı. bunu görünce kendimi savunmayı bırakıp küçük abimin yanına koştum. çevresindeki saldırganları uzaklaştırmaya çalıştım. yerde kan birikince saldıranlar uzaklaştı. bu olaylar sırasında 2 yengem de çığlıklar atarak saldırganları engellemeye çalıştılar. büyük abim de aldığı darbelerden sonra ayakta durabilecek durumdaydı ve onunla beraber yerde yatan abimi kenara çektik. hemen ambulans ve polisi arayarak 20 kişi tarafından silahlı saldırıya uğradığımızı ve abimin ciddi şekilde yaralandığını söyledim. bu sırada abimin doktor eşi ilk müdahaleyi yaptı.
olayın daha trajik kısmı bundan sonra başladı. 10 dakikalık yürüme mesafesindeki sirkeci karakolundan en az 25 dakika sonra geldiler. 20 kişi tarafından saldırıya uğradığımızı ihbar etmemize rağmen sadece 2 kişi gelmişlerdi. hiçbir müdahalede bulunmadan olayla ilgili sorular sordular. tutanak tuttuklarını ve karakolda ifade verdikten sonra şikayette bulunabileceğimizi belirttiler. emniyet ekiplerinden yaklaşık 15 dakika sonra ambulans geldi. ambulans geldiğinde emniyet ekipleri bir anda kayboldular. hastanede 3ümüz de darp raporu aldıktan sonra karakola ifade vermeye gittik. işletmenin yetkilileri biz gittiğimizde ordaydı. polis aracılığıyla özür dileyip uzlaşmak istediklerini söylediler, kabul etmeyip sürece devam etmek istediğimizde tutanağın tutulmadığını öğrendik. tutanağın tutulmadığını duyan daha rütbeli olduğunu düşündüğümüz polis olay yerine kim gittiyse o uğraşsın diyip kapıyı çarparak odasına girdi. bizimle hiçbir polis ilgilenmek istemiyordu. iletişimde olduğumuz polis durmadan işletmenin yetkilileriyle görüşüp bize geliyordu. önce elimize bir kimlik fotoğrafını tutuşturup kişiyi teyit etmemizi istedi. emin olmadığımızı söyleyince kesin tespit etmemiz için bizi zorladı. sebep olarak 'uzlaşma olmazsa arbede çıkabilir.(karakolda(!))'dedi. bu tehditvari cevaptan sonra fotoğraf üzerinden kişiyi tespit edemeyeceğimizi yineledik. kamera kayıtlarının bu durumu çözmeye yeteceğini söyleyince emniyet kameralarının bozuk olduğunu söyledi. belediye kameraları da dahil diğer kayıtları alabiliyosanız alın dediler. eksik veya hatalı ifade ve tutanakları imzalatmaya çalışmaları da cabasıydı.
süreç boyunca bizimle ilgilenmeyen, başından savan polis memurlarının aile büyüklerimizin gelip olaya müdahil olmalarıyla tavırları değişti. en baştan ifademizi alıp süreci biraz daha ciddiyetle takip etmeye başladılar.
fakat hala kesin sonuç alabileceğimize emin değiliz. birileri sürecin ilerlemesini engelliyor. kamera kayıtlarına hala ulaşamıyoruz. yengelerimin yaşadığı travma, benim ve büyük abimin vücudundaki morluklar, en önemlisi de küçük abimin kafasındaki 20-25 civarı dikiş yanlarına kar kalmamalı. şehrin göbeğinde, günde ortalama beş milyon insanın geçtiği bir yerde bu magandaların böyle rahatça eşkıyalık yapmasına göz yummak istemiyoruz.
0 /
Sözlük
https://dovizkurlaricanli.com