tutan dizi rehberi

nushirevan
yeni yayın hayatına giren dizilerin, düşük reytinge kurban gitmemesi için başucu rehberidir.

öncelikle dizinizin tutmasını istiyorsanız, ana hikayenizin gerçek hayata yakın olduğundan emin olun. gerçek hayatta karşılaşılan durumlar ve tepkiler, dizinin gerçekliğini arttırdığı gibi seyircinin empati kurmasını kolaylaştırır. bu da diziyi sahiplenen bir kitle oluşturmanızı sağlar. türkiye'de tutmuş dizilerin %90'ı, gerçek hayata dair enstantaneler veren serilerden çıkmıştır. örneğin; genç bir kızın yürürken ayağının takılıp düşmesi, onu yakışıklı bir erkeğin kaldırması sadece hayal ürünüdür. gerçek hayatta ise, o genç kadın düşer, yalancıktan kahkaha atar, "acaba bana gülüyorlar mı" diye etrafına bakınır ve hızla uzaklaşır. bunu diziye monte ederseniz, seyirci izlerken "benim de başıma geldi bu" der.

karakter gelişimini oluşturun. dizinin ana karakterlerinin hikaye içerisindeki yolculuğu ve onun değişimi, seyirciye yol kat ettiği izlenimi yaratır. bu da sadık izleyici kitlesi için önemli bir detay. breaking badin en büyük başarısı, Walter White'ın bu türden değişimini çok iyi bir şekilde yansıtmasından gelir. ne kadar iyi bir karakter oluşturulmuş olsa da, karakterin gelişimi/değişimi yoksa, hikaye durağanlaşacak ve ilgi çekici olmayacaktır.

sırlar ilgi çekicidir. bu yüzden entrikalara, küçük oyunlara, bolca yalana ve bu düğümlerin çözümlerine yer verin. "acaba gerçeği ne zaman öğrenecek" hissi, o gerçeğe yaklaşmanın verdiği heyecan, kalıtsal bir güdünüzü ister istemez tetikler. merak unsuru, seyircinin diziyi takip etme isteği ile doğru orantılıdır.

ancak bunları yaparken de klişeden sıyrılın. yapılmış olanın laciverdini denemek yerine, hiç yapılmamış, denenmemiş olanı deneyin. küçükken evlatlık verilen çocuklar, aldatan karı-koca hikayeleri, köşklü ağalı pastoral temalar, bir grup mankenden bozma özel harekat hikayeleri sizi ikinci sezona zor taşır.

mentor, bir rehber karakter kullanın. deli yürekteki kuşçu, kurtlar vadisindeki ömer efendi, eşkıya dünyaya hükümdar olmazda şahin ağa, ezelde ramiz karaeski, ekmek teknesinde fırıncı nusret, 7 numarada vahit ve zeliha... bu karakterler, esas oğlanımız/kızımıza zorda kaldıklarında yol gösterici olmalılar. çünkü izleyici kendi hayatında çoğu zaman böyle birine ihtiyaç duyar.

komedi dizisinde dram, dram dizisinde komedi, aksiyon dizisinde romantizm, romantik dizide gerilim unsurları gibi, birbiriyle ters gibi duran temalardan çekinmeyin. bu duygular, birbirinin karşıtı gibi dursa da aslında kardeştirler. birlikte kullanıldığında yoğun hisler yaratırlar. ayrıca bu türden yapılacak ani dönüşler, seyircide sürpriz etkisi yaratır ki o kumandayı eline alıp zapping yapmayacaktır.

müzikler. dizi müziği, hediye paketinizdir. paketin içindeki her ne olursa olsun, hediyeyi alacak kişiyi heyecanlandıran ambalajın ilgi çekiciliğidir. eğer uygun temada, benzersiz müzikler kullanırsanız bu bir alışkanlık oluşturur seyirci üstünde. zamanla cep telefonu melodisi olarak toplu taşımada duymanız olası hale gelir.

son olarak seyirciyi aptal yerine koyacak diyalog ve durumlardan sakının. günümüz izleyicisi, 80-90'lar izleyicisi gibi değil. onlar herşeyi duyup, herşeyi görüyorlar ve tüm bu bilgiyi bir tık ötesinde, yarım saniye içerisinde elde edebiliyorlar. onları kandıramayacağınızı bilerek, akıllıca kurgular yapın ve senaryonuzu ona göre şekillendirin.

not: rica ediyorum; artık zengin yakışıklı holding patronunun yanına sekreter olarak giren fakir kız yaz dizilerini bırakın, gördükçe kusasım geliyor. farklı şeyler deneyin lütfen. ne bileyim, neden iki yaşlı adamın başrollerinde olduğu bir dizi yapmıyorsunuz mesela? çohacayip olmaz mı?
[email protected]