la notte

in vino veritas in aqua sanitas
michelangelo antonioni'nin bana göre en iyi filmi olmakla birlikte, kendini en iyi anlattığı filmidir. 1961 yapımıdır.

berlin'de altın ayı kazanarak başarısını kanıtlamıştır.

film antonioni'nin iletişimsizlik üçlemesinin ikinci filmidir.

ilk film olan l'avventura'yı izlemeden sakın ola la notte'yi izlemeyin; kendinizi karmakarışık bir hikayenin ortasında buluverirsiniz.

bu filmde çiftin milano'da yaşadığı 24 saat gözlemlenir. bu gözlem düş kırıklıklarını, ilişkilerin karmaşıklığını, duygusuzlukların nedenlerini büyük bir titizlikle inceler.

"iletişimsizliğin sorunları evlilikle mi ilgilidir, yoksa çiftlerin kendi bilinçaltında yaşadıkları sorunlardan mı kaynaklanır? " usta yönetmen bu soruya harika bir şekilde cevap vererek, iletimsizliğin nedenlerini sıralamıştır.

çiftimiz: giovanni ve lidia .

önce hasta olan arkadaşlarını ziyaret için giderler, farklı bir amaçları yoktur. ardından şehri gezerken; her yerde geçmişten izler bulurlar. fakat zaman geçmiştir, ilişki onlar için nereye sürüklenmektedir bunu hep düşünürler.

yönetmenin büyük bir ustalıkla kurguladığı eser bana göre , dönemin en dikkat çekici eserlerinden biri olmuştur.

filmi izlerken; lidia ve giovanni'nin düşünceleri hissetmeye çalışırken aklıma gelen murathan mungan'ın dizeleri oldu. olayı en iyi bu özetleyebilirdi:

gittin. koca bir yaz girdi aramıza. yaz ve getirdikleri.
döndüğünde eksik, noksan bir şeyler başlamıştı. sanki yaz, birbirimizi görmediğimiz o üç ay, alıp götürmüştü bir şeyleri hayatımızdan, olmamıştı, eksik
kalmıştı.
kırılmış bir şeyi onarır gibi başladık yarım kalmış
arkadaşlığımıza. adımlarımız tutuk, yüreğimiz çekingen, körler gibi tutunuyor, dilsizler gibi bakışıyorduk.
sanki ufacık birşey olsa birbirimizden kaçacaktık.
fotoromansız, trüksüz, hilesiz, klişesiz bir beraberlikti bizimki.
zamanla gözlerimiz açıldı, dilimiz çözüldü güvenle ilerledik birbirimize.
gittin.şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza. biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana.
şimdi biz neyiz biliyor musun?
akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
birbirine uzanamayan
boşlukta iki yalnız yıldız gibi
acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz
bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca
kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız