naim süleymanoğlu

nushirevan
naim filmi ile kendini ve bulgaristan zulmünü, beleneyi hatırlatmış rahmetli türk sporcu. Filmi sinemada izleme fırsatı bulamamıştım. Malum sitelere düşünce vakit ayırdım. Zaten ayla ve müslüm'ün yapımcısından deyince, filmin genel atmosferini ve tarzını anlayabiliyorsun ama bu kez derdi olan bir filmi izlemek güzeldi. Göçmen soydaşlarımıza yapılan mezalimi yeniden hatırlamak ve onları yâd etmek tekrar içimizi acıttı.



İzlemek isteyenler için spoiler'sız bir özet geçeyim:

Film Naim'in gözünden anlatılıyor. Yaşadıkları, tecrübeleri ile çevresini analiz etmesi, yaşadığı dönüşümü gayet iyi anlatılmış. Biyografik bir film olmasına rağmen, hikaye olarak da gerçeğin ve kurgunun arasında gidip geliyorsunuz. Naim'i oynayan çocuk da sanki doğumundan itibaren rahmetiğin filmi çıksın da oynayım diye beklemiş gibi. Cuk oturmuş. İlk tecrübesi olmasına rağmen de gayet iyi iş çıkarmış oyunculukta.

Filme getirebileceğim sadece iki kötü eleştiri var. Birincisi klişeler. Film klişeleri hiç es geçmiyor. İlla ki hotel mutfağında bir asyalı şef olmak zorunda değil mesela. İkincisi de, başka filmlerde başrol veya yardımcı olabilecek kalitede oyunculardan kimisi, filmde 5 dakika ancak görünüyor. Sanki oyuncu sendikasına "naim'in filmini çekiyoruz kim geliyor?" demişler de "paranın önemi yok, rolün ağırlığının da önemi yok yeter ki oynayım" demişler gibi. Figüran oynayan noname oyuncu yok. Hepsinin de kaşesi var normalde.

haçlı seferleri

mahur
1096-1272 yılları arasında, Avrupalı Katolik Hristiyanların, Papa'nın talebi ve çeşitli vaatleri üzerine, genellikle Müslümanların elindeki Kutsal saydıkları Topraklar üzerinde askeri ve siyasi kontrol kurmak için düzenledikleri akınlar bütünüdür.
ilk haçlı seferleri karadan anadolu toprakları üzerinden olmakla sayısız başarısızlık sonucunda denizden devam etmiştir. Türkler haçlıları topraklarından geçirmemiş, gecirtmemistir. ilk haclılar samimi hıristiyanlar olarak dinleri ve inançları için yola çıkarken sonraki katılanlar maddi çıkar sağlamak için bu seferlere dahil olmuştur.

yurtdışı anıları

nushirevan
Belçika'da küçük bir banliyö kasabası olan Berchem'de kalıyorum. Prosedür gereği, belediyeden oturum alabilmek için kiraladığım evde polisin denetleme yapması lazım. Tam da ramazan ayı, orucum. Emirdağ'lılar Kıraathanesi (Afyon) gördüm. İçeri girip selam verdim, selamımı kimse almadı. Bir anlam veremedim. Gayet kibar bir dille polis istasyonunun adresini sordum. Yine kimse cevap vermedi. Doğrudan çay ocağına gidip elemana sordum bu defa. Hatta yanlış anlaşılma olmasın diye de "oturum için beklediğimi" de ayrıca belirttim. Cevap "git burdan kardeşim, burası Emirdağ'lıların" oldu. Yine anlam veremedim ama "tamam ya işte ben de türküm, bir yardımcı olun şu karakol nerede tarif edin de gidip kendimi kaydettireyim" dedim. Yok dedi, olmaz dedi, git dedi sadece. Zaten orucun son demleri, dedim ki "ne yapayım polisle görüşmek için camı çerçeveyi mi indiriyim burda?" Doğal olarak ahali ayaklandı ve çizgi filmlerde görebileceğiniz bir şekilde kapı dışarı edildim. Kendimi sokakta kaldırımda buldum. İki ayak yanaştı. Kafamı bi kaldırdım 80-90 yaşlarında yaşlı bir kadın. Belçika'da konuşulan dil ya fransızcadır, ya da hollandaca. Her iki dilde soru soruyor bana. Bende de hollandaca çat pat ama ingilizce deniz derya. Döndüm dedim ki "polis istasyonunu arıyorum ancak adresi bilmiyorum, kimse yardım etmedi" Kadın kahvenin içine tiksinir bir şekilde baktı, döndü bana ingilizce "beni takip et seni götüreyim" dedi. Meğer bu fransızca hocasıymış, ingilizceyi de bu yüzden biliyor. Neyse efendim karakola geldik, teşekkür ettik ayrıldık. İftar zamanı çoktan gelmiş ama boğazımdan bi gram su geçmemiş. Zaten dayakvari bir şey yemişim, sokaklara düşmüşüm. Üstüne bir de 2 kilometrelik yolu kaplumbağa hızında gelmişim perişanım. Derin bir nefes alıp içeri girdim ve dedektifi sordum. "Mesai bitti beyfandi.." tarzı bir cevap aldım. Oysa dedektifin bana zaten mesai dışında randevu vermiş olduğunu kendisine kağıt üstünde gösterdim. "Üff püff" ede ede telefonla çağırdı. Üst kattan biri indi hollandaca "mesai bitti ne çağırıyon?" diye kızı fırçalıyor. Döndü bana bir şeyler höykürdü. Ben yine ingilizce randevumuzu hatırlattım ve kendisinin neden gelmediği ile ilgilenmedigimi, sadece prosedürün tamamlanmasını istediğimi söyledim. "Hoop!" dedi, "burası londra mı? ingilizce konuşuyorsun?" dedi. Nevrim dönmüş zaten, "e peki burası amsterdam mı sen hollandaca konuşuyon dingil?!" dedim. "Dingil"i türkçe söyledim bgv Tabi dedektifle ben birbirimize horozlanıyoruz. O "olm bak git" diyor ben de "rozetini çıkar dışarı gel" diyorum. Sesim yükseldi diye mi "dingil"i mi duydu noldu bi türk polis memuru indi araya girdi. İlgili dedektifin alkolik olduğu için resmi uzaklaştırma aldığını söyledi. Buna rağmen, bedava bira olduğu için karakoldaymış dingil.. "Dosyamla ilgilenen dedektifi değiştirin" dedim, sağolsun türk polis hemen değiştirtti. Yarım saat sonra da bir başka dedektif gelip kira kontratımı filan denetledi. Yanında da türk polis var. Ama bi baktım, o sevecen hümanist polis gitmiş yerine sanki duvar gibi bir adam gelmiş. Göz teması kurmuyor, selam almıyor.. Dedim ki "herhalde dedektifin yanında 'türk türkü koruyor' denmesin diye böyle yapıyor"

Meğerse o da Emirdağ'lıymış. Mahalleye girince benim olayı öğrenip bana karşı tavır almış.

Bu olay yüzünden Afyon Emirdağ'lılardan hiç hazzetmedim. Neden sonra Belçika'dan ayrılma kararı aldım. Giderken herkesle helalleşeyim dedim. Elbette Emirdağ'lılar Kıraathanesi'nden dayak yemeden gitmek olmaz dedim bgv İçeri girdim ve ahaliye gittiğimi, yanlışım varsa özür dilediğimi ve herkesle helalleşmek istediğimi "istemeye istemeye" söyledim. Plot twist derler ya hani, herkes kalktı yerinden bir ilgilendiler, kahveler kurabiyeler, ikramlar, aman efendimler, canım ciğerimler.. "Herhalde bunlar yine dayak atacak, tadına varıyorlar" dedim ama işin aslı öyle değilmiş. 2 yıl nefret ettiğim Afyon Emirdağ halkı beni öyle bir yanılttı ki, yediğim dayağı da helali hoş ettim.

Meğer benim bir türk vatandaşından kiraladığım daire, daha önce dağdan gelen pkk'lılar için bir sığınak gibi bir şeymiş. Hatta ev sahibi tc vatandaşı şerefsiz de, dağ kadrosunun avrupaya geldikten sonra tutunmaları için kol kanat geriyormuş bu hainlere.. Türkiye sınırötesi operasyonlar yapınca, teröristler avrupaya gelemez olmuş. Bizim ev sahibi de "ev boş kalmasın" diye beni almış eve. Tabi Afyon Emirdağ'lılar milliyetçi adamlar. Benim gibi esmer, kavruk adamı görünce terörist sanmışlar. Tabi bu hainlere yağmurlu havada su yok. Üstüne bi de karakolu soruyorum, bunlar "la bu hainler buradaki karakola da mı saldıracak?" diye ses çıkarmamışlar. O günkü gariplik ondanmış.

Neden sonra kendimi ve dünya görüşümü paylaştım da ev sahibinin durumundan habersiz olduğumu da anladılar. Tren istasyonuna kadar eşlik ettiler. Helalleştik.

Sen de hakkını helal et Emirdağ.. Büyüksün.

sukulent

nurse
Kaktüs ailesine ait bir bitki türü. Dikenlerinin olmayışı ve bir çoğunun daha çok yapraklı bitkiler oluşu belirleyici özelliklerinden. Kaktüse oranla inanılmaz nazlı ve hassaslar. Biraz fazla su verildiğinde yaprağı sararır ve düşer, az su verildiğinde yaprağı kurur ve düşer. Bir çok türü İki sulama aralığında suyla fısfıslanmaya bayılır. Çoğaltılmasına gelince bazen dalından düşen tohumla köklenir, bazen düşen yaprak köklenir bazense bir dal koparıp ekmekle köklenir ve çoğalır[url][/url]

bunları biliyor musunuz

nushirevan
"Vahşi doğada, av konumundaki hayvanların göz bebeğinin ufku daha iyi taramaya imkan veren yatay, avcı konumundaki hayvanların gözünde ise odaklanmayı kolaylaştıran dikey bir yarık formundadır"



Kaynak: Sıradışı Bilgiler

yasak olan şeyleri yapmanın verdiği dayanılmaz haz

nushirevan
Mantığın, nefse yenik düşmesinden mütevellit duyulan haz. Misal sağlık bakanı fahrettin koca sabah twitter'da akşam televizyonlarda "maske, mesafe, hijyen" uyarıları yapıyor di mi? Yetmiyor, müezzinler hocalar vakit ezanlarından sonra aynı uyarıları tekrar ediyor. Devlet dört koldan "aman hasta olmayın" diyerek kurallar koyuyor, hırdavatçıya gitsen bile dezenfektan kullanıyorsun. Biz ne yapıyoruz? Mesire yerlerini, parkları, bahçeleri, sahilleri tıka basa dolduruyoruz. Ne sosyal mesafe kalıyor, ne maske, ne de hijyen. "Korona var" diyerek dirsek tokuşturan dayıların, mangalda birbirlerine yedikleri kaburgayı ikram ettiklerini gördü bu gözler. Müstahak bize müstahak.. Korona da geliiir, ebola da geliiir, gelir yani bu kafayla.

emekli

nushirevan
Dün ile kıyaslanmayacak derecede kıymet verildiği anlaşılan vatandaş.

Yıl: 2000

Bülent Ecevit, memur maaşlarını ödeyecek parayı bulamadığı için avrupa devletlerini kapı kapı dolaşıyor. "Kadim dostumuz" dediği Almanya, para vermediği gibi tutup bir de nasihat veriyor. Osmanlının torunlarının çaresizliği, haçlı birliğinde tarifsiz bir zevk vermiş belli ki. Ecevit'i kabul ediyor, ancak para vermeyi kabul etmiyor kimse. Diğer devletler de kapı duvar olunca Ecevit bitik bir halde geri dönmeye karar veriyor. Tam o sırada nüfusu 500.000 olan Lüksemburg, Karaoğlan'a bir davet gönderiyor ve "gelin biz size para verelim" teklifi geliyor. Ecevit soluğu bu küçük avrupa'da alıyor. "Durumu düzeltince bu meblağı size hemen ödeyeceğiz" diye tahhüt ediyor Ecevit.



Lüksemburg 'un cevabı hazindir:
"Geri ödemenize gerek yok, bunu size bağış olarak veriyoruz"

İşte bugün başkan Recep Tayyip Erdoğan'ın emeklilere verdiği 6.kez dağıttığı ikramiye parası, Ecevit'in Lüksemburg'tan dilendiği paranın tam 950 katıdır.

Söyleyeceklerim bu kadar.

ayçiçeği

mahur
papatyagiller familyasından çekirdekleri ve yağı için yetiştirilen sarı çiçekli bir tarım bitkisidir. Ayçiçeği güneşin doğuşundan batışına kadar güneşi takip eder. yüzü her zaman güneşe bakmasından olmalı ki ingilizce'de güneş çiçeği sunflower denillir. Ama biz niye güneşin peşinden ayrılmayan, güneşe benzeyen, sarı renkteki harika çiçeğe neden ay çiçeği adını takmışız tam bir muamma. Ayrıca ayçiceği fotoğrafçılıkta da oldukça popüler hâle gelmiştir.

altın

nushirevan
Atasözleri ve deyimleri değiştirmiştir:

"eşeğe altın semer vursan, eşek yine eşek" sözü yerine
"eşeğe altın semer vursan, eşek 'eşek beyefendi' olur"

"Söz gümüşse, sükûtun gramı 418 tl"

Efendime söyliyim,
"Bülbülü altın kafese koymuşlar, 'ananızykm zengin oldum' demiş" gibi

halil inalcık

nushirevan
Vefatının seney-i devriyesinde kendisine allah'tan rahmet, sevenlerine baş sağlığı diliyorum. Osmanlı imparatorluğunda doğan asırlık bir çınardı, kıymetini bilemedik yaşarken.

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol